Şeyh Sait’in oğlu isyanı anlattı – II
Şeyh Sait’in yaşayan tek çocuğu olan Şeyh Ahmet Fırat’ın isyan günlerine tanıklık ettiğini anlatan röpotajın ikinci bölümü. İsyan günleri, sonrası ve Said-i Nursi…
Kürtlerin tarihi acılar ve yıkımlarla doludur. Biten yüzyılın başları da Kürtlerin en büyük yıkımlarına tanıklık etti. Peki tarihi kimler yazar? Tarihçiler mi, ‘kazananlar’ mı? Bugünün tarihi yalnızca ‘kazananlar’ın eseri. Ne yazık kı, ‘kaybedenler’in tarihini de ‘kazananlar’dan öğreniyoruz. Bunun nedeni belki de ‘kaybedenler’e konuşma fırsatı verilmediği içindir.
‘Şeyh Sait İsyanı’na katılanların tanıklığına başvurmak için bugün artık çok geç. Bastırılan bu isyanın sonuçlarını hayatının her anında yaşayan Şeyh Sait’in yaşayan tek oğlu Şeyh Ahmet Fırat ise söyleyeceği ve anlatmak istediği çok şey olmasına rağmen yıllarca suskun kaldı.. Bu suskunluk, kendi tercihi değildi elbette, yüz yıllık yalnızlığın, şartlar ve engellerin yarattığı bir sonuçtu.
Suskunluğunu ANF’ye bozan Şeyh Ahmet Fırat, 86 yaşında ama anlattıklarıyla, olaylara hakimiyetiyle, en küçük ayrıntıları hatırlamasıyla bilincinin yerinde olduğunu kuşku götürmez bir biçimde gösteriyor. Böylesine önemli bir tarihin canlı tanığı olan Şeyh Ahmet Fırat’ın ağzından çıkan her söz, tarih kitaplarına, belgesellere, romanlara konu olacak kadar önemli ve tarihi değerde. Birinci bölümünü dün verdiğimiz söyleşinin ikinci ve son bölümünü de bugün yayınlıyoruz.
* El konulan mallarınız ne oldu, geri alamadınız mı?
Hayır geri vermediler, hala hazinededir.
* Geri almak için başvurdunuz mu?
Başvurduk, ‘vergisini vereceksiniz’ dediler. Milyarlar tutuyordu veremedik. Aile de dağınıktı, toplanıp vergisini ödeyemedik. Tek tek bazıları ‘biz vergimizi ödeyelim, arazimizi geri verin’ dediler. Kabul edilmedi, ‘olmaz, hepiniz birlikte gelin’ dediler. Velhasıl öyle kaldı. Şimdi hazine malıdır.
* Peki mallarınızı geri almak için yeni bir girişimde bulunmayı düşünüyor musunuz?
Bulunabiliriz ama vermezler. Hatta Darahani’yi Kürtler işgal ettiği zaman bankada o zamanın değeriyle 500 lira para varmış. Bu parayı dağıtmışlar, artık kim dağıtmışsa. Trakya’da bu parayı da bizden, Şeyh Said’in varislerinden istediler. Biz zaten geçimimizi yapamıyoruz, bu parayı nasıl ödeyelim, imkanımız yoktur. Sonra yine bizden aldılar.
* Nasıl aldılar?
Hınıs’ta şimdi PTT binası olarak kullanılan bir bina var, Şeyh Sait Efendi Ermenilerden satın almıştı. 2 katlı güzel bir bina. Onun tapusunu çıkarıp, 500 liraya Posta İdaresine satıyorlar. O parayı da bankaya veriyorlar.
MOLLA SAİDİ KÜRDİYLE GÖRÜŞME
* Saidi Nursi’yle tanışıyor muydunuz, hiç görüştünüz mü?
Küçükken Isparta’da 3 yıl iskan ettiler. Saidi Nursi’yi de Eğridir kazasına yerleştirmişlerdi. O zaman ona Molla Saidi Kürdi derlerdi. Annem, “Molla Said’i ziyaret et, sana dua etsin” dedi. Beni yanına götürdü. Bir ev tutmuş, bir hizmetçisi vardı, küçük bir odada bir yatağın üzerindeydi, evde yemek yapmak için kap kaçak vardı. Ben elini öptüm, “Bu Şeyh Said’in küçük oğludur” dediler. “Eyvah, eyvah” dedi, “ailenizin durumu nasıl, geçiminiz nedir?” diye sordu. Bana dua etti, sonra bir altın verdi. O zaman 5 yaşlarındaydım.
* Daha sonra bir görüşmeniz oldu mu?
Yok ben bir daha görüşmedim ama ağabeyim Şeyh Rıza randevu almış, Ankara’da görüşmüş. Vefatından önce de, 1960 ya da 61’de Urfa’da görüşmüş.
ŞEYH SAİD’İN MEZARI NEREDE?
* Babanızın mezarının nerde olduğunu biliyor musunuz?
Mezarın muhiti bellidir. Diyarbakır Dağkapı’dadır. 1928’de af çıktığında, kışın yollar kapalı olduğu için 2-3 ay Diyarbakır’da kaldık. O zaman Dağkapı’dan 150-200 metre kuzeye gidildiğinde 37-38 mezar yan yana diziliydi. Ben 6-7 yaşlarındaydım. O mıntıkayı biliyorum ama bir kısmı askeriye oldu, bir kısmı sinema oldu.
* Yeri belliyken, 1928’de mezarı gördüğünüzde almak için girişimde bulunmadınız mı?
Almak istedik ama vermediler. Hatta Şeyh Rıza Efendi Demokrat Parti zamanında “soyadımızı değiştirelim, Fırat soyadını Şeyhsaitoğulları yapalım” dedi. Bunu da kabul etmediler. Resuloğlu var, Evliyaoğlu var, her şey var, Şeyhsaitoğulları niye olmasın? “Yok, olmaz” dediler.
* Fırat soyadını kendiniz mi seçtiniz, devlet mi verdi?
Yok biz seçtik. Soyadı Kanunu çıktığında Şeyh Rıza Efendi kendi seçti.
* Eğitim düzeyiniz nedir? Resmi okullarda mı okudunuz, yoksa Medrese eğitimi mi aldınız?
Medresede de okudum, devlet okulunda da. Trakya’da sürgündeyken ilk mektebe yazdılar, bütün sınıfları iftiharla geçtik. Ama ortaokula yazılmamıza izin vermediler. İskan yerini terk etmememiz gerekiyormuş. 1947’den sonra medrese eğitimi aldım. Sonra alimlerin yanında da kaldım, onlardan çok şey öğrendim, Farsça eğitim de aldım.
* Askerliğinizi nerde yaptınız?
İzmit Sapanca’da askerlik yaptım. Bize üç buçuk yıl askerlik yaptırdılar.
* Şeyh Said’in oğlu olmanızdan dolayı bir ayırımcılıkla karşılaştınız mı?
Orda da baskı gördük. Kırklareli Emniyeti bizim Tabura yazı yazmış, “Şeyh Said’in oğludur” diye. Sabah akşam göz önünde talim, nöbet. Onbaşı seçilecekti, ben de top nişancısıydım. Okuma yazmam var, hevesliyim de. Ben de aday oldum. Sabah baktım bütün arkadaşlar onbaşılığa terfi etmiş, ben hariç.
Kaynak: ANF









BU ŞEREFSİZ DEVLET VAR OLDUKÇA MÜSLÜMANLAR DAİMA EZİLECEKTİR
bu şerefsiz devlet var oldukça müslümanlar daima ezilecektir baş örtüsüne yasak koyan ülke var oldukça müslümanlar fazılasız ezilecektir
çok saçma konuşuyorsunuz bence…Bu şerefsiz devlet dediğiniz hepimizn devleti.Biz bu devlete inanıp güveneceğiz ve gelişmesi için uğraşacağız ki bizler de ülkeler arasında en gelişmişler içerisine girelim…Dinden bahsediyorsunuz, müslüman halkın ezikliğinden.O zaman bu eziklikten kurtulabilmek için dünya üzerindeki en ileri, en gelişmiş ve en güçlü devlet olmak için uğraşmalıyız.Sonuçta unutmamalıyız ki en ileri olan ülkenin dini de dışarıdan en güzel gibi gözükür ve insanları cezbeder o dini seçmeleri için.Eğer biz ülke olarak sizin dediğiniz gibi kendi devletimizden şerefsiz devlet diye bahsedersek bu gelişim biraz zor olur.Bizler de devletimizi geliştirmek için uğraşıcağız ve buna inanacağız ki bu devlet gelişsin ve güzel dinimiz İSLAMİYET, DİĞER DİNLERE MENSUP İNSANLARCA VAHŞİLERİN, GERİ KALMIŞLARIN DİNİ OLARAK GÖRÜLMESİN.Biz bunu başardığımız vakit hem dinimiz için yapılabilecek en iyi cihatı gerçekleştirmiş oluruz, hem de Müslüman halk içinde olduğu bu eziklik duygusundan kurtulup, kendisiyle ve Türkiye Cumhuriyeti’yle gurur duymaya başlar.Ve Osmanlı Döneminde olduğu gibi yine biz Türkler islamiyetin en güçlü savunucuları olma özelliğimizi geri kazanırız…
önderimiz hz.muhammed (s.a.v.) islam ki bu dava bütün müslümanım dıyen hepımızın davasıdır kuranı bır butun olarak ele aldığımızda kahpe sıstemın cok cabuk cokeceğını goreceğız allahın ıznıyle her müslüman kardesımız uzerıne dusen gorevı layıkıyla menfaat gozetmeksızın yaparsa ıyı olurdu allahın ıznıyle sahıbımız allah buyuruyorkı siz benden gecıcı (dunya menfaati) istıyorsunuz oysa ben sızın ahireti kazanmanızı ıstıyorum. aldanmayalım allahın ıznıyle. dunyalık menfaatlere müslümanım dıyen bızlerın artık sıstemın usaklarının putperestlerın oyununa gelmeyelım oyunlarını bozalım ölum hepımız varolan bır gercek öleceksek allah ıçın kuran ıçın hz. muhammed (s.a.v.) onderlığındekı islam dını ıçın canımızı verelım allah canlarımızı yolunda kurban eylesın (amin)