Ömer Döngeloğlu Videoları ve Biyografisi
Kendi dilinden biyografisi ve sohbetleri (sohbet videoları sayfanın devamındadır.)
Aziz dostlarım 1968 TOKAT-Zile doğumluyum. (önce ki ismi altunyurt olan) yavuzselim ilk okulunu daha sonra Zile İmam-Hatip Lisesini bitirdim. Daha sonra Sosyal Bilimler ve İlahiyat Fak. önlisans programlarından mezun oldum.
1986-1996 yılları arasında Tokat’ta İmam-Hatiplik yaptım. Halen yaşadığım ve çok sevdiğim Aziz İstanbul’a 1996 yılında geldim.İBB de şef, müd.yrd. ve kısa bir süre de arşiv müdür’lüğü gibi çeşitli idari görevlerde bulundum. İmkan ve fırsatım oldukça yurt içi ve yurt dışında islam tarihi ve siyer ağırlıklı pek çok söyleşi, sohbet, seminer ve konferanslara katıldım ve halen imkanım ölçüsün de katılmaya devam ediyorum. Devamı »
Kanı ile Filistin’i Çizen Adam: Naci Ali ve Yurtsuz Kahraman Hanzala
Kanı ile Filistin’i Filistinliler ona “Devrimin Vicdanı” diyor. O, bir karikatürist olmaktan öte hayatını halkının davasına adamış bir isim. Adı Filistin davasıyla özdeşleşmiş Naci Ali. 1936 yılında Filistin’in kuzeyinde, Taberiye ile Hz. İsa’nın memleketi Nasira arasındaki Şecere köyünde dünyaya gelir.
1948 yılında yüz binlerce Filistinli gibi o da topraklarından sürülür. Filistin topraklarında İsrail Devleti kurulduğunda, ailesiyle birlikte Lübnan’ın güneyindeki Sayda kenti yakınlarındaki Aynül Hilva Mülteci Kampı’na sığınır. Kampta her Filistinli gibi acılar içinde yaşar. Halkının çektiği sıkıntıların tümünü o da çeker. Halkının ızdırabı kimliği olur.
Yirmili yaşlardan sonra Filistinli siyasi gruplar içinde kendine yer bulmaya çalışır. 1959′da Arap Milliyetçileri hareketine katılmaya çalışır fakat gerçekleşmez. Kişiliği örgütlü bir yapı içinde bulunmaya elverişli değildir. 1960 yılında Lübnan Sanat Akademisi’ne girer. Burada bir yıl okuyabilir. Lübnan polisi sürekli peşindedir. Okulunu hapiste tamamlar. 1961 yılında “Çığlık” adında bir dergi yayınlar. Hanzala karakteri o yollarda ortaya çıkmıştır. Filistinli çocuktur Hanzala ve her çocuk Hanzala’dır Filistin’de. Hanzala direnişin sembolüdür.
Naci Ali 1963 yılında Kuveyt’e gider ve orada gazetecilik yapar. 1974 yılı başlarından itibaren Lübnan’ın ve Ortadoğu’nun önemli gazetelerinden Sefir gazetesinde çalışır. 1979 yılında Arap Karikatüristler Birliği başkanı seçilir. Naci Ali çizgileriyle ve Hanzala’sıyla artık kendinden söz ettirmeye başlamıştır. Karikatürleri tüm dünyada büyük bir ilgi ile izlenir.

Japonya’da dünyanın en önemli 10 karikatüristinden biri seçilir.
Hanzala artık bütün dünya için Filistin demektir.
Hanzala tüm ezilenlerin sembolüdür. Devamı »
Erdoğan’ın İmam Hatip Liseli yıları
Mehter takımındaydı. Futbol takımındaydı. Dersleri zayıf olsa da sosyal yönü tamdı. Bir hocası, “Çalışkanlar birer hacı kızı alıp eve çekilecek. Türkiye’yi siz yöneteceksiniz” dedi ve..
Milliyet yazarı Can Dündar’ın köşesine taşıdığı ilginç bilgiler…
Erdoğan’ın şaşırtan karnesi
İstanbul İmam Hatip Lisesi 5-B sınıfının 1970-1971 yıllığında Mehmet Akif’in etrafında kümelenmiş öğrenci fotoğrafları var; bu fotoğrafların en üstünde de tanıdık bir çehre:
Recep Tayyip Erdoğan…
İşin ilginci bu mizansen, “ampul” şeklinde bir zemin üzerine oturtulmuş. Ertesi yıl 6-B’ye geçen öğrenciler, bu kez kökleri derin bir ağacın meyveleri gibi yerleşmişler tabloya…
Erdoğan, yine en üstteki meyve pozisyonunda…
Kur’an’dan bütünlemeye
NTV için hazırladığımız “Lider Portreleri”nin Recep Tayyip Erdoğan bölümü için araştırma yapan arkadaşımız Yusuf Kenan Beysülen’in ulaştığı imam hatip karnesi, Başbakan’ın vasat bir öğrenci olduğunu gösteriyor.
1973′te “iyi” dereceyle mezun olan Erdoğan’ın notları pek parlak değil:
Kur’an-ı Kerim’den ancak bütünlemede geçebilmiş.
Arapçası zayıf; tek ders sınavından 5 alabilmiş.
Tefsir: 6…
Hadis: 7…
Fıkıh: 7…
Dini derslerinin zayıflığına karşın Milli Savunma’sı 8 Erdoğan’ın…
Mezuniyet karnesinde bir tek 10 var: Beden Eğitimi…
Mehter takımında
Dersleri zayıftı ama Erdoğan sosyal bir öğrenciyd Devamı »
Şeyh Şamil Kimdir?

İmam Şamil 1797 yılında Dağıstan’ın Gimri köyünde dünyaya geldi. Babası bölgenin yerli halklarından Avar Türklerine mensup Dengau Muhammed’dir. 15 yaşında iken at binerek kılıç kuşandı. 20 yaşına geldiğinde iki metreyi aşan boyu ile atlama, ateş etme, güreş, koşu, kılıç gibi spor dallarında üstün yetenek sahibi olmuştu.
Öğrenimine bilgin Said Harekani’nin yanında başladı. Daha sonra kayınpederi olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki’nin öğrencisi oldu. Kendinden önce İmamet makamında bulunan Gazi Muhammed ve Hamzat Beg’in müşavirliğini yaptı. Son derece sade ve kanaatkar bir hayatı vardı.
İmam Şamil, muhtelif zamanlarda beş defa evlenmiş ve bu izdivaçların bazıları dini ve siyasi sebeplerle olmuştu. Şamil’in Fatimat, Cevheret, Zahidet, Emine ve Şovanat ismindeki zevcelerinden Ahmed Cemaleddin, Muhammed Gazi, Muhammed Sa Devamı »
TESCİLLİ VATAN HAİNİ DOĞU PERİNÇEK / Abdullah ÖcalanLa Samimi pozlar

Bekaa Vadisi’ndeki PKK kampı, 1991… Vatan haini Doğu Perinçek, Apo köpeği ile beraber kürt eşkiya sürüsünü teftiş ederek Mehmetçiklerimize kurşun sıkan kanlı elleri sıkıyor… (O dönemde kürtçülüğün ve PKK’nın en büyük destekçilerinden biriydi, bu sebepten ötürü cezaevine girmişti.)
Aşağıdaki sözler İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’e aittir:
“Kürt sorununa çözüm demokratik, federal, emekçi cumhuriyetidir. Türk milliyetçisi ve piyasacı düzen partileri Kürt illerinde iflas etti… Kürt milleti Devamı »
İsmail Çoşar Kimdir ?
Evren eşi için köşkte Kur’an okuttu
İsmail Coşar, Türkiye’nin en ünlü imam hatibi. Devlet erkânına imamlık yapan Coşar, asker ve siyasileri de 14 yıldır son yolculuklarına uğurlayan isim.
Sisli bir Ankara sabahında Kocatepe Camii’nin avlusundayız. Avludaki banklardan birine oturup ezanın okunmasını bekliyoruz. Yaklaşan vakitle birlikte avludaki sessizlik yerini hareketliliğe bırakıyor. Kimi yaşlı, kimi genç insanlar cemaatle namazlarını eda etmek için camiye koşturuyor. Hoparlörden cızırtılı sesler duyuluyor ilk önce, ardından Ankara semalarına yükselen hoş bir seda cemaati namaza davet ediyor: “Haydi namaza, haydi felaha.”
Namaz sonrası soluğu Türkiye’nin en ünlü imam hatibi İsmail Coşar’ın odasında alıyoruz. Arkasındaki tablo ile cep telefonunun masa üstündeki fotoğraf aynı. TBMM’nin açılışında Mustafa Kemal Atatürk, ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi ve Kara Kuvvetleri Komutanı Kazım Karabekir’in dua ederken çekilen fotoğrafı. “O tablo her şeyi anlatıyor Devamı »
Malcolm X Kimdir ? Who is Malcom X ?
Turkish
Malcolm X (Malcolm Little ve daha sonrasında El Hac Malik el-Şahbaz) (Omaha 1925 – New York 1965), ABDli siyaset adamı ve siyah hakları savunucusudur. 1952‘de Malcolm X adıyla Black Muslims hareketine girdi. Elijah Muhammad‘ın yolunu izledi ve ona ABD içinde tümüyle bağımsız olacak bir siyah cumhuriyetinin kurulması fikrini benimsetti. Ancak Mart 1964‘de iki önderin arası açıldı; Malcolm X, Afrika – Amerika Birliği örgütünü kurdu ve 1964‘de Afrika ile Ortadoğu‘ya (Mekke‘de hacc için bulundu) iki gezi yaptı. Dönüşünden kısa bir süre sonra da öldürüldü. Devamı »
Necip Fazıl Kısakürek Kimdir? (1905- 1983)
26 Mayıs 1905′te İstanbul’da doğdu. Çocukluğu, büyük babasının İstanbul Çemberlitaş’taki konağında geçti. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız Kolejleri ile Bahriye Mektebi’nde (Askeri Deniz Lisesi) tamamladı. Lisedeki hocaları arasında Yahya Kemal, Ahmet Hamdi(Akseki), İbrahim Aski gibi isimler vardı. Necip Fazıl hocalarından en çok İbrahim Aski’nin etkisinde kalmıştır. Tasavvufla ilk tanışması da hocası İbrahim Aski’nin verdiği kitaplarla olmuştur.
Necip Fazıl Kısakürek, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdikten (1924) sonra, Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile gönderildiği Fransa’da, Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde okudu. Türkiye’ye dönüşünde Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı. Robert Kolej, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde ders verdi(1939-43). Sonraki yıllarında edebiyata yönelerek fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı.
Necip Fazıl, annesinin arzusuyla şair olmak istedi (bunu düşündüğünde henüz 12 yaşındaydı) ve ilk şiirleri Yeni Mecmua’da yayımlandı. Milli Mecmua, Anadolu, Varlık ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirmeyi başardı. Daha sonra Paris’e gitti ve dönüşünde yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitaplarıyla edebiyat dünyasında patlama yaptı. Necip Fazıl bu eserleriyle genç yaşta şöhreti yakalayarak, çağdaşı şairlerin önüne çıkmayı başardı. Edebiyat çevrelerinde hayranlık aynı zamanda heyecan uyandırdı. 1932′de Ben ve Ötesi adlı şiir kitabını çıkardığında henüz otuz yaşına basmamıştı.
Necip Fazıl için 1934 yılı hayatının dönüm noktası oldu. Çünkü hayat felsefesinin değişmesine neden olan ve Beyoğlu Ağa Camii’nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile bu dönemde tanıştı. Ve bu kişiden bir daha kopmadı. Necip Fazıl’ın, üstün bir ahlak felsefesini savunduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar (Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak).
Necip Fazıl aralıklarla gidip uzun sürelerle kaldığı Ankara’ya üçüncü gidişinde, bazı bankaların da desteğini sağlayarak 14 Mart 1936′da haftalık Ağaç dergisini çıkarmıştır. Yazarları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Mustafa Sekip Tunç’un da bulunduğu Ağaç dergisi, yeni kapanan Yakup Kadri’nin Kadro dergisi yazarları Burhan Belge, Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir ve İsmail Hüsrev gibi yazarların savunduğu ve dönemin etellektüellerini hayli etkilemiş bulunan materyalist ve marksizan düsüncelerine karşı spiritüalist ve idealist bir çizgi izlemiştir. Ankara’da altı sayı çıkan Ağaç dergisi daha sonra İstanbul’a nakledilmiş ancak fazla okur bulamadığından haftalık Ağaç dergisi 17′nci sayıda kapanmıştır. Devamı »
TSK sitesinde ilginç fark!!!
TSK’nın internet sitesinde yer alan Genelkurmay Başkanları’nın özgeçmişlerinin hepsi aynı formatta yazılmış sadece biri dışında. Aslında bu komutanın özgeçmişi de diğerlerinin aynısı ama sadece bir paragraf farkı var.
Tüm komutanların özgeçmişleri, doğum tarihleri ile askeri okullardan mezuniyet tarihleriyle başlayıp kıta ve karargahlardaki görevlerinin sıralanmasıyla kronolojik bir şekilde hazırlanmış.
Bugüne kadar görev yapan 25 Genelkurmay Başkanı’nın içinde sadece bir komutanın yani 24′üncü Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün özgeçmişinde bir ifade farklılığı var. Özkök Paşa’nın özgeçmişi diğerleri gibi doğum tarihi yerine şu ifadelerle başlıyor:
“Orgeneral Hilmi ÖZKÖK, Türk Silahlı Kuvvetlerinin 24′ncü Genelkurmay Başkanıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre, Başbakana karşı sorumlu olan Orgeneral ÖZKÖK,, barış zamanında Türk Silahlı Kuvvetleri Komutanı, savaş zamanında ise Cumhurbaşkanını temsilen, Türk Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı olarak görev yapar.”
Devamı »
Dursun Ali Erzincanlı ile tanıstınızmı -buyrun öyleyse-
dursun ali erzincanlı en sevgiliye 1 2 3 4 5 6 7 Devamı »
İslam Arslan, Hakan Albayrak’ı ve “Bismillah Hotel”i yazdı
Hazırlayan: İslam ARSLAN
E-mail: arslanislam@gmail.com
Hakan Albayrak, bir delidir. Yeni yetme gazetecilerin, insaflı mert çocukların hatta taa Mağripli kızgın çocukların nefesini hisseden bir delidir hem de. Hem sinema hem edebiyatla uğraşacak hem de dış politika yazabilecek ve okutacak kadar delidir. Ve deliler; reel politik, gerçeklik, konjonktür denen saçmalıkları umursamazlar. Onlar sadece savaşın Bosna’sında, bir sığınakta Aliya’nın sesini, Boşnak bir mafya liderinin özgürlük mevzu bahis olduğunda adam ve cengaver oluşuna hasta olurlar. Onlar, size, Hazreti Ömer’in huzurunda yalın ayak dikilen Bos’ları anlatırlar ve fırlatırlar sizi hiç umursamadan tarihin taa dibine… Orada fazla kalamazsınız, bir koşu Harlem’e geçer, Malcolm’a selam çakarsınız. Sonra Köroğlu’yla enfes bir buluşma, İstanbul Üniversitesi önünde bekleşen başörtülü kızlarla sakin bir sabah kahvaltısı … Ve sonra fitne ehli bir gazeteciye Ebuzer’in sesiyle;
“Filistinli ve Lübnanlı kardeşlerinin cesetleri üzerinde İsrail’le sarmaş dolaş dans etmekten utanmıyor musun?” diye sorarsınız…
“Ka-kavgayı Araplar başlattı. Birinci Dünya Savaşı’nda bizi arkadan vurdular!” şeklinde cevap veren adama;
“Peki söyle bakalım: Milliyetçi, anti ümmetçi ve ulus devletçi Jön Türkler Araplar’ı nereden vurmuştu?” der Ebuzer…
Sesini keser gazeteci, Ebuzer devam eder:
“Gerçek şu ki, küçük adam, laisist bir Türk, Arapları sevmez. Laisist bir Arap da Türkleri sevmez, İslam Dünyası’nda laisizmin gereğidir kardeşine düşman olmak. Türk’ü de Arap’ı da vuran Batı. Fakat Türk ve Arap, Batı’ya değil, birbirine diş biliyor. Sence de komik değil mi?”
Gazeteci tırsar ve “Ben… Ben… Bilemiyorum.” cevabını verm Devamı »
Çağlayancı Tuncay Özkan Hakkında Derin Bilgiler
Tuncay Özkan hakkına derin bilgiler ilk kez gün yüzüne çıktı. İstihbarat desteğiyle Fatih Altaylı’ya neler yaptı, Uğur Dündar’ı nasıl yedi, nasıl yükseldi?
Türktime’dan Ersin Tokgöz’ün Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar’la yaptığı röportajın ilgili bölümü:
(Şamil Tayyar, Tuncay Özkan’ı üniversite yıllarından ve gazetecilik hayatından beri tanıyor. Bir dönem iyi bir ilişkileri olan ikili, zaman içinde Tuncay Özkan’daki değişiklikle ayrıldılar)
TUNCAY ÖZKAN ULUSALCI DEĞİL, MENFAATÇİ
TURKTİME: Tuncay Özkan da mı ulusalcı değil?
ŞAMİL TAYYAR: Açıkçası Tuncay Özkan’ın ne olduğunu anlamış değilim. Geçende yine konuşmuş; “sağcıysanız MHP’ye, solcuysanız CHP’ye oy verin” demiş. Ben böyle bir ideolojik kafayı hiçbir şekilde kategorize edemiyorum. Olsa olsa bunun ortak paydası menfaat olur. Dün Mesut Yılmaz’la kol kola siyaset yaptınız bugün CHP’ye oy istiyorsunuz. Mesut Yılmaz’ın siyasi mirası Anavatan partisi, orada devam edin o zaman. Ama hayır, o zaman güç onlardaydı.
TURKTİME: Şimdi de güç Ak Parti’de. Bu durumda Ak Parti ile ilişkilerinin iyi olması gerekmez miydi?
ŞAMİL TAYYAR: Anlıyoruz ki, Ak Parti ile uyuşamadığı için, Başbakan’a ters düştüğü için onlara alternatif olabilecek her türlü siyasi oluşumun arkasında. Demek ki burada bir menfaat var. Dolayısıyla Tuncay Özkan’ı da ulusalcı olarak değil menfaatçi olarak tanımlamak mümkün. Geçenlerde Tuncay Özkan ile bir telefon görüşmem olmuştu. Kanaltürk’te “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, uğruna ölen varsa vatandır” diyordu. Tuncay’a “Üniversite yıllarında bunu biz söylüyorduk ve siz çıkıp bize faşist diye bağırıyordunuz. Biz kırkından sonra devrimci olduk, siz faşist mi oldunuz şimdi?” dedim kahkahalarla gülüp “Ne yapalım şartlar böyle” dedi. Demek ki arkadaş şartlara göre uyum sağlayabiliyor. Şimdi siz Tuncay’a ulusalcı diyebilir misiniz?
TURKTİME: Yazılarınıza baktığımızda sadece ulusalcı olmayıp öyle görünmesinin eleştirisinden daha fazla şeyler olduğunu görüyoruz. Neden bu kadar sertsiniz Özkan’a karşı?
ŞAMİL TAYYAR: Tuncay, bir işçi oğluydu ve üniversiteyi üç kot pantolonla bitirdi. Şimdi Polat Towers’da oturuyor, 17 milyon dolardan bahsediyor. Demek ki ortada yanlış giden bir şeyler var. Biz diyoruz ki bir gazeteci kendi gücünü başka alanlarda kullanıyor ve bunu ranta dönüştürüyorsa bu yanlıştır. Dolayısıyla bir gazeteci olarak buna tepki gösteriyorum.
TUNCAY ÖZKAN’LA GEÇMİŞ DÖNEME İLİŞKİN BİR TANE PROBLEMİM OLDUĞUNU GÖSTERSİNLER, GAZETECİLİĞİ ŞU ANDA BIRAKIRIM.
TURKTİME: Tuncay Özkan’la karşı karşıya gelmeniz okul döneminde başlayan siyasi husumetin bu güne yansıyan görüntüsü olarak yorumlanıyor. Var mı böyle bir şey?
ŞAMİL TAYYAR: Ben 1982 girişliyim, Tuncay 83 girişli. Ben üniversiteye girdiğimde sıkıyönetim vardı. 86’da okulu bitirdim ve o tarihte de sıkıyönetim kalktı. Yani öğrenci olaylarının, ideolojik çatışmaların, kutuplaşmaların olmadığı bir dönemde okuduk. Dolayısıyla o dönemde biz istesek de öyle bir siyasi atmosfer yoktu. Bunu herkes çok farklı ve yanlış yorumladı. Ayrıca biz üniversite yıllarında çok iyi arkadaştık. Bu yazıların öncesine kadar da iyi bir hukukumuz vardı. 1985 yılında ben Milliyet’te işe başladığımda üç ay sonra Tuncay da Cumhuriyet’te işe başladı ve bana “Sen hangi alanla ilgileniyorsan ben de o alanla ilgileneyim. Görevlere beraber gider geliriz” dedi. Ben de polis-adliyeye bakıyorum dedim ve o da polis-adliyeyi istedi. Ve bir süre eş zamanlı o Cumhuriyet, ben Milliyet’te polis-adiye muhabirliği yaptık. Arkasından beni eğitime verdiler, o da eğitime geçti. Sonra ben Başbakanlık muhabiri oldum o da Cumhuriyet’te Başbakanlık muhabiri oldu. Yakın tarihe kadar da hiçbir problemimiz yoktu.
TURKTİME: Madem bu kadar hukukunuz, dostluğunuz vardı şimdi ne oldu? Neden bu kavga?
ŞAMİL TAYYAR: Olan şu; Tuncay artık gazeteci değil. Benim dostum, arkadaşım Tuncay gazeteci Tuncay’dı. Şimdi siyasetçi, menfaatçi ve provokatör Tuncay var. Dolayısıyla ben kafamda kendimi ondan ayırdım. Çünkü birilerini örgütleyeceksin, meydanlarda konuşacaksın, kendi televizyonunda parti beyanları vereceksin… Böyle bir anlayış yok ki. Yani bizi birbirimizden ayıran Tuncay’daki bu farklılaşmadır. Yoksa Tuncay’la geçmişte hiçbir problemim olmadı. Geçmiş döneme ilişkin bir tane problemim olduğunu göstersinler, ben gazeteciliği şu anda bırakırım.
SİYASETE GİRİŞİMİ GAZETECİLER SABOTE ETTİ
TURKTİME: Siyasete ilginizi biliyoruz. Bu kavganın fitilini biraz da Tuncay Özkan’ın artık gazetecilikten çok siyasi bir figür olarak ortaya çıkması ateşledi diyebilir miyiz?
ŞAMİL TAYYAR: Bu konuda da çok yanlış şeyler konuşuluyor. Ben resmi olarak sadece 1999 yılında DSP’den aday oldum. O dönemde Meclis’te çalışan gazeteci arkadaşlarımın önemli bir bölümü aleyhimde kampanya yaptılar. Rahşan Ecevit’ê, Bülent Ecevit’e gittiler ve “Bu adam faşisttir, bunu listeye koymayın. Seçilirse başka partiye gider” diye kulis yaptılar. O dönemde Ecevitlere yakın gazetecilere de Rahşan hanım sormuş, “Şamil’i tanıyor musunuz” diye. Onlar da aşağı yukarı benzer şeyler söylemişler. Bunun üzerine beni listede son sıraya koydular. Ben de Yüksek seçim Kurulu’na başvurdum ve adaylığımı geri çektim.
TURKTİME: Siz de Tuncay Özkan gibi gazeteciyken siyasete girmiş olmuyor musunuz? Ne farkı var peki?
ŞAMİL TAYYAR: Fark şu; Ben o tarihte gazeteden izin almıştım ve bu girişimim gazete yönetiminin bilgisi dahilindeydi. Liste kesinleştikten sonra gazeteciliği bırakacaktım. O tarihte bir haber bile yapmadım. Ve başvurumu geri çekince gazeteye geri döndüm. Ama birçok kişi beni yıpratmak adına DSP’den aday olduğum halde ANAP’tan, MHP’den aday oldu diye laflar ettiler.
TURKTİME: Bundan sonrası için siyaseti düşünüyor musunuz?
ŞAMİL TAYYAR: Hayır. O hatayı 1999 yılında yaptım, bir daha yapmam.
TURKTİME: Tuncay Özkan ile bundan sonra da yazmaya devam edecek misiniz?
ŞAMİL TAYYAR: İlla Tuncay’ı yazacağım diye bir derdim yok. Ama elimize önemli bilgiler gelirse tabii ki yine yazarım.
TURKTİME: Sizin gündeme getirdiğiniz ve daha sonra da çok konuşulan 17 milyon doları nereden bulduğu sorusuyla ilgili Tuncay Özkan’ın yaptığı açıklamayı yada açıklamamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
ŞAMİL TAYYAR: Açıklayamaz. Çünkü bunun hesabını veremez. Bizim ortak bir hocamız İstanbul’da Tuncay’ı ziyaret etmiş. Sohbet sırasında kanalı nasıl kurduğunu sorunca hocaya “Transferlerden 3,5 milyon dolar param vardı. Bunu tanıdığım bir fon yöneticisine verdim. O da bu parayı biriktirdi” demiş. Orda da mı mizah yaptı bilmiyorum ama gerçek şu ki herkese ayrı bir hikaye anlatıyor. Buradan da şu çıkıyor, Tuncay’dan iyi bir hikaye yazarı olur.
ÜÇLÜ SACAYAĞI: MESUT YILMAZ-ŞENKAL ATASAGUN-TUNCAY ÖZKAN
TURKTİME: Tuncay Özkan’ın el altından MİT mesajları vermesi kadar sizin de MİT ilginiz dikkat çekici. Bu ortak ilgi birilikte takıldığınız dönemden gelen bir şey mi?
ŞAMİL TAYYAR: Tuncay’ın okul yıllarında katıldığı arkadaş toplantılarını bir süre sonra polis basarmış. Şimdi polisin neden bastığını daha iyi anlıyorum. Yani o dönemde başlayan heyecanlı bir süreç vardı. Mesut Yılmaz’ın Başbakan olduğu dönemde Şenkal Atasagun ile çok yakın bir ilişkisi olduğu kesin. Bu muhbirlik midir, elemanlık mıdır, dışardan destek midir, istihbarat alanında nasıl adlandırılır açıkçası bilmiyorum. Ama iyi ilişkilerinin olduğu kesin. Hatta o dönemde bu ilişkilerle bağlantılı olarak Uğur Dündar gibi bir gazeteciyi yedi Tuncay. Fatih Altaylı’yı bile kısmen sahanın dışına itti. Bu, çok tesadüfi bir şey değildir. Üç sacayağı vardı o dönem. Başbakan olarak Mesut yılmaz, istihbarat olarak Şenkal Atasagun, medyada da Tuncaydı. Bunlar üçlü bir yapıyla o dönemi götürdüler. Mesut Yılmaz Sadettin Tantan’ı görevden almayı düşününce o zaman Tantan’a ilk muhalefeti Tuncay Özkan başlattı ve Tantan aleyhine yazılar yazdı. Tuncay Özkan, Mavi Akım’ı savunan ilk yazardır. Böyle bir stratejinin parçası oldu. Ben Tuncay Özkan’ı çok defa Mesut Yılmaz’la kol kola, omuz omuza gördüm. Örneğin Mahir Kaynak’ın MİT ile ilgili çok yüzeysel bilgiler verdiği kitabına MİT dava açtı ama Tuncay Özkan’ın yazdığı kitapta MİT ile ilgili çok daha gizli bilgi ve belgelere yer verilmesine rağmen Tuncay’a dava açılmadı. Bütün kareleri yan yana getirdiğiniz zaman ortada bir gariplik var.
TURKTİME: Peki sizin MİT ilginiz?
ŞAMİL TAYYAR: Ben, son dönemde MİT ile ilgili birkaç yazı yazdım. Ama benim yazılarım MİT kaynaklı özel bilgiler değil. Ve bir tavır koyuyorum, duruş sergiliyorum. Benim kamuoyuna mal olmuş, özel mit kaynaklı bir tane yazım yok.
Tuncay Özkan’ın Hileli Sayacı!
Ne kadar su harcandığını tespit etmek için su sayacı, elektrik miktarını ölçmek için de elektrik saati (sayacı) kullanılır.
İnternette de bir sayfanın kaç kişi tarafından ziyaret edildiğini gösteren sayfa sayaçları vardır. Devamı »
Çağlayancı Nur Serter’in değişimleri
Vaktiyle, Can Dündar’ın hazırlayıp sunduğu ve cemaat tarikat ilişkilerinin irdelendiği Neden programında, ‘Atatürkçü Düşünce Derneği de bir cemaattir’ dediğimde, yanı başımda oturan dernek kurmayının ‘eski bir tarikatçı’ olduğunu bilmiyordum henüz.Derneğin başkan yardımcısı olan Nur Serter, ‘hayır, biz bilimsel ilkeler doğrultusunda hareket eden bir cemiyetiz’ diyerek bilimin ve bilimselliğin faziletleri bahsine geçtiğinde aklımdan geçen ‘İkna odalarında ne türden bir deney yapıyordunuz? Yeterince ‘ampirik’ bulgular elde edebildiniz mi?’ gibi cümlelerdi; ama konuyu ‘başörtüsü meselesi’ ile dallandırıp budaklandırmaya hakkım olmadığını düşündüğümden, ‘bilimselliğin’ bir insanı tek başına ‘birey’ yapmaya ve makul kılmaya yetmediğini, sadece ‘cemaatler’ içinde oluyormuş gibi yapılan kimi aşırılıkların, geçmişte ‘bilimi merkeze koyan’ düşünce yapılarında da ortaya çıkmış olduğunu anlatmayı tercih etmiştim. Pozitivizmin babalarından sayılan Auguste Comte örneğini vermiştim, ‘pozitivizm kilisesi’ kurmaya kalkan ve bilim adamlarından oluşan bir ‘ruhban sınıfı’ oluşturmaya çabalayan, bugün artık -nihayet- kendisine kaçık olarak bakılan ünlü felsefeciyi.
Oysa o kadar uzağa gitmeme gerek yokmuş; bir zamanlar, Dr. Refet Kayserilioğlu’nun İsa Mesih’in reankarne olmuş hali olduğuna inanan bir grubun içinde yer alıp, dergilerinde içli içli döktüren, sonra da oradan aldığı ilahi şevki ‘düğmeye basılmışçasına’ pozitivist ve seküler bir düzeneğe transfer eden Nur Serter, hem eski bir tarikatçı (Beyti Dost), hem yeni ve seküler bir cemaatin (ADD) üyesi, hem de her iki alanda da tam bir savrulmalar kraliçesi olarak (hangi birini sayalım?), her türden örneklemin içini behemehâl doldururmuş!.. Tevekkeli değil, ben de Tandoğan mitingindeki ayinsel havanın kökenini merak ediyordum. Laikliğin bir din olarak tecessüm edişine tanık olduğumu idrak ediyordum da, bunun kendisini ‘milli mücadele’ ‘büyük Atatürk’ ve ‘cumhuriyet değerleri’ gibi parolalar arkasına gizleyen bir new age dini olduğu hiç aklıma gelmemişti. Baba-kız ve sürekli devrim. Teslis emrinizdedir paşam! Devamı »
Prof. Dr. Necmettin Erbakan Kimdir ?
ERBAKAN’IN SOYU
Necmettin Erbakan Kozanoğulları soyundandır. 1800′lü yılların son döneminde Adana’nın Kozan ve Saimbeyli bölgelerinde asırlarca hüküm süren Kozanoğulları Beyliği’nden gelip İstanbul’a yerleşen ve Sultan Abdülhamid’e yakınlığı ile bilinen Hüseyin Bey’in torunudur.
Dolayısıyla “Necmettin Erbakan Türkiye’nin “Saraylılar” diye adlandırılan bir ailesinden geliyor. Baba tarafı 19. yüzyıl sonlarında Adana’nın Kozan ve Saimbeyli bölgelerinde hüküm süren Kozanoğullarından. Dedesi Kozanoğlu Hüseyin Bey, İkinci Abdülhamit döneminde saraya yakınlığı ve bağlılığıyla tanınan bir zattır.”
İşte Erbakan bu zatın oğlu Mehmet Sabri Bey’in oğludur. Annesi Kamer Hanım’dır. “Kamer Hanım ise Sinoplu Kale Kumandanı Binbaşı Halil Bey’in torunudur.”
Erbakan’ın dedesi Hüseyin Bey, oğlu Mehmet Sabri Bey’e hukuk tahsili yaptırır. Mehmet Sabri Bey hukuk mektebini bitirdikten sonra ilk görev olarak Erzurum İstinaf Mahkemesi Savcılığı’na tayin edilir. “Erzurumlular bu beyefendiyi çok severler ve tanınmış ailelerden Korukçuların kızı Sabriye Hanımla evlendirirler.”
“Savcı Mehmet Sabri Bey’in ve Sabire Hanımefendinin Nizamettin ve Selahattin isimli iki çocukları dünyaya gelir.”
Birinci Dünya Savaşı sonunda Ruslar’ın Erzurum’u işgali sebebiyle zorunlu bir göç başlar. İşte bu korkunç şartlar içerisinde yapılan göç sırasında Sabire Hanım yolda vefat eder. Böylece bu mutluluk bozulur.
Arkasından Ağır Ceza Reisi olarak Sinop’a tayin edilen Mehmet Sabri Bey bu sefer Sinoplu Kamer Hanımla evlenir.
Kozanoğulları daha sonraları Nazırzade oldular. Yani Bakanlık payesine erişmiş oldular. İşte bu yüzden 1934 senesinde Soyadı Kanunu çıktığında herkes soyisim ararken Nazırzadeler Erbakan soyadını aldılar.
Böylece Necmettin de Erbakan soyadını almış oluyordu.
ERBAKAN’IN DOĞUMU
Erbakan, Anadolu’nun kuzeye doğru en çok ilerleyen ve ince Burun ile sona eren kara çıkıntısına doğudan birleşen küçük bir yarım adanın yüksekliği az olan berzah kesiminde kurulmuş ve 1924 yılında vilayet yapılan Sinop ilinde dünyaya geldi.
Babası Mehmet Sabri Bey, Cumhuriyet’in üçüncü yılının kutlandığı 29 Ekim 1926′da dünyaya gelen oğluna “Dinin Yıldızı” anlamına gelen Necmettin adını koydu.
Erbakan, anne (Kamer Hanım’ın) ve babası (Mehmet Sabri Bey’in)nın üçüncü çocuğudur. Abilerinden Nizamettin Erbakan cildiye doktoru, Selahattin Erbakan göz doktorudur. Küçük kardeşlerinden Kemalettin Erbakan diş doktoru, Atife (kız kardeşi) eczacı ve Ak-gün Erbakan ise mühendistir. Devamı »
Kim Kimdir / Nurettin Topçu (1909-1975)
“Ahlâklı olmanın ilk şartı, temeli, insanın her şeyden ve dünyalardan değerli, hürmete lâyık olduğunu kabul etmektir. Yapmamız lazım gelen ilk iş, garbın aşıkı değil, insan ruhunun müptelâ aşıkı olacak bir zümre yetiştirmektir. Aşkın ve dinin bulunduğu yerde insan pek büyük bir varlıktır.”
Eserleri;


İstanbul’a Gelişi…
Nurettin Topçu baba tarafından Erzurumludur. Ailesi Topçuzâdeler diye tanınır. Dedesi Osman Efendi, Erzurum’un Ruslar tarafından işgali sırasında Türk ordusunda topçuluk etmiş; bu lâkap oradan kalmıştır. Küçük yaşta yetim kalan babası Topçuzâde Ahmet Efendi ailenin tek evlâdıdır. Alaftarlık (tahıl alım satımı) yaparak aileyi geçindirmeye çalışır. Bir süre sonra İstanbul’a canlı hayvan ticaretine başlar. İstanbul’da bir yazıhane tutar. Zamanla Tahtakale’de bir han (Erzurum Hanı) satın alan Ahmet Efendi, İstanbul’a yerleşir. İlk evleri Süleymaniye Deveoğlu Yokuşu, Hatap Kapı sokağında bir ahşap binadır. Nurettin Topçu Süleymaniye’deki bu evde doğar (7 İkinci teşrin 1909). Harp yılları Ahmet Efendi’nin işlerinin bozulmasına ve iflâsına yol açar.
Okullar ve Okuma Yılları… Devamı »













