Yeni Boykot yöntemi: İsraillileri uyutmayın
Her gece uyan ve telefon açıp bir İsrail’liyi uyandır ve aşağıdaki metni oku:
Haber Merkezi / TİMETURK
Gazze’de katliam gerçekleştiren İsrail’e karşı hergün farklı protesto yöntemleri geliştiriliyor. Son olarak bir grup, İsraillileri uyutmamak için ilginç bir boykot yöntemi bulmuş: Telefon ile rahatsız etmek… Devamı »
TAPINAK ŞÖVALYELERİ VE MASONLAR / video
Bu filmde izleyecekleriniz, tarihin ve güncel olayların akışının kimi zaman göründüğünden farklı olduğunu, doğal olarak geliştiği sanılan süreç ve olayların ardında bazen karanlık amaçlar bulunduğunu göstermektedir. Allah’ın Kuran’da Nahl Suresi’nde bizlere haber verdiği gibi, “…kötülüğü örgütleyip düzenleyenler…” vardır (Nahl Suresi, 45) ve bunlar kimi zaman tahmin edilenin ötesinde bir etkiye sahiptirler.
Bunlardan biri olan Tapınak Şövalyeleri hiçbir zaman yok olmadılar, hala yaşıyorlar. Ama birer mason olarak…
Amerika’da halen Tapınak Şövalyeleri adıyla toplanan localar, masonluğun bir kolu olarak faaliyetteler..
Devamı »
TESCİLLİ VATAN HAİNİ DOĞU PERİNÇEK / Abdullah ÖcalanLa Samimi pozlar

Bekaa Vadisi’ndeki PKK kampı, 1991… Vatan haini Doğu Perinçek, Apo köpeği ile beraber kürt eşkiya sürüsünü teftiş ederek Mehmetçiklerimize kurşun sıkan kanlı elleri sıkıyor… (O dönemde kürtçülüğün ve PKK’nın en büyük destekçilerinden biriydi, bu sebepten ötürü cezaevine girmişti.)
Aşağıdaki sözler İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’e aittir:
“Kürt sorununa çözüm demokratik, federal, emekçi cumhuriyetidir. Türk milliyetçisi ve piyasacı düzen partileri Kürt illerinde iflas etti… Kürt milleti Devamı »
PKK sözcüsü KanalTürk’te
Kanaltürk Televizyonu’nun etkin ismi Merdan Yanardağ, terör örgütü PKK’nın yayın organı olduğu iddia edilen Özgür Gündem’de yazı işleri müdürüyken gazetede Mehmetçik aleyhine çok sayıda haber yayınlanmış. Yanardağ, PKK katliamlarının en üst seviyede olduğu 1991-1992 yılları arasında terör örgütünün propagandasını yapan Özgür Gündem’de haberlerin mutfağında etkin isimdi. Kendisini savunurken ‘Çizgimde değişiklik yok.’ diyen Yanardağ’ın yönettiği gazetede, devlete, askere, polise ağır hakaretler yer alıyor.
O dönemde gazete hakkında çok sayıda dava açılmış. Yanardağ bugün ulusalcı kitlelere yönelik yayınları ile tanınan Kanaltürk Televizyonu’nun sahibi Tuncay Özkan ile birlikte hareket ediyor. Televizyonun yayın kurulunda görev yapan Yanardağ, Özkan’ın sağ kolu olarak kabul ediliyor.
Özgür Gündem’in PKK’nın lehine yazdığı bazı haberler:
2 Kasım 1992: PKK lideri Öcalan, BBC’ye “Samimi ateşkese hazırız.” dedi.
2 Kasım 1992: Polisin işkencede ölüme bahanesi çok. Devamı »
Çağlayancı Tuncay Özkan Hakkında Derin Bilgiler
Tuncay Özkan hakkına derin bilgiler ilk kez gün yüzüne çıktı. İstihbarat desteğiyle Fatih Altaylı’ya neler yaptı, Uğur Dündar’ı nasıl yedi, nasıl yükseldi?
Türktime’dan Ersin Tokgöz’ün Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar’la yaptığı röportajın ilgili bölümü:
(Şamil Tayyar, Tuncay Özkan’ı üniversite yıllarından ve gazetecilik hayatından beri tanıyor. Bir dönem iyi bir ilişkileri olan ikili, zaman içinde Tuncay Özkan’daki değişiklikle ayrıldılar)
TUNCAY ÖZKAN ULUSALCI DEĞİL, MENFAATÇİ
TURKTİME: Tuncay Özkan da mı ulusalcı değil?
ŞAMİL TAYYAR: Açıkçası Tuncay Özkan’ın ne olduğunu anlamış değilim. Geçende yine konuşmuş; “sağcıysanız MHP’ye, solcuysanız CHP’ye oy verin” demiş. Ben böyle bir ideolojik kafayı hiçbir şekilde kategorize edemiyorum. Olsa olsa bunun ortak paydası menfaat olur. Dün Mesut Yılmaz’la kol kola siyaset yaptınız bugün CHP’ye oy istiyorsunuz. Mesut Yılmaz’ın siyasi mirası Anavatan partisi, orada devam edin o zaman. Ama hayır, o zaman güç onlardaydı.
TURKTİME: Şimdi de güç Ak Parti’de. Bu durumda Ak Parti ile ilişkilerinin iyi olması gerekmez miydi?
ŞAMİL TAYYAR: Anlıyoruz ki, Ak Parti ile uyuşamadığı için, Başbakan’a ters düştüğü için onlara alternatif olabilecek her türlü siyasi oluşumun arkasında. Demek ki burada bir menfaat var. Dolayısıyla Tuncay Özkan’ı da ulusalcı olarak değil menfaatçi olarak tanımlamak mümkün. Geçenlerde Tuncay Özkan ile bir telefon görüşmem olmuştu. Kanaltürk’te “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, uğruna ölen varsa vatandır” diyordu. Tuncay’a “Üniversite yıllarında bunu biz söylüyorduk ve siz çıkıp bize faşist diye bağırıyordunuz. Biz kırkından sonra devrimci olduk, siz faşist mi oldunuz şimdi?” dedim kahkahalarla gülüp “Ne yapalım şartlar böyle” dedi. Demek ki arkadaş şartlara göre uyum sağlayabiliyor. Şimdi siz Tuncay’a ulusalcı diyebilir misiniz?
TURKTİME: Yazılarınıza baktığımızda sadece ulusalcı olmayıp öyle görünmesinin eleştirisinden daha fazla şeyler olduğunu görüyoruz. Neden bu kadar sertsiniz Özkan’a karşı?
ŞAMİL TAYYAR: Tuncay, bir işçi oğluydu ve üniversiteyi üç kot pantolonla bitirdi. Şimdi Polat Towers’da oturuyor, 17 milyon dolardan bahsediyor. Demek ki ortada yanlış giden bir şeyler var. Biz diyoruz ki bir gazeteci kendi gücünü başka alanlarda kullanıyor ve bunu ranta dönüştürüyorsa bu yanlıştır. Dolayısıyla bir gazeteci olarak buna tepki gösteriyorum.
TUNCAY ÖZKAN’LA GEÇMİŞ DÖNEME İLİŞKİN BİR TANE PROBLEMİM OLDUĞUNU GÖSTERSİNLER, GAZETECİLİĞİ ŞU ANDA BIRAKIRIM.
TURKTİME: Tuncay Özkan’la karşı karşıya gelmeniz okul döneminde başlayan siyasi husumetin bu güne yansıyan görüntüsü olarak yorumlanıyor. Var mı böyle bir şey?
ŞAMİL TAYYAR: Ben 1982 girişliyim, Tuncay 83 girişli. Ben üniversiteye girdiğimde sıkıyönetim vardı. 86’da okulu bitirdim ve o tarihte de sıkıyönetim kalktı. Yani öğrenci olaylarının, ideolojik çatışmaların, kutuplaşmaların olmadığı bir dönemde okuduk. Dolayısıyla o dönemde biz istesek de öyle bir siyasi atmosfer yoktu. Bunu herkes çok farklı ve yanlış yorumladı. Ayrıca biz üniversite yıllarında çok iyi arkadaştık. Bu yazıların öncesine kadar da iyi bir hukukumuz vardı. 1985 yılında ben Milliyet’te işe başladığımda üç ay sonra Tuncay da Cumhuriyet’te işe başladı ve bana “Sen hangi alanla ilgileniyorsan ben de o alanla ilgileneyim. Görevlere beraber gider geliriz” dedi. Ben de polis-adliyeye bakıyorum dedim ve o da polis-adliyeyi istedi. Ve bir süre eş zamanlı o Cumhuriyet, ben Milliyet’te polis-adiye muhabirliği yaptık. Arkasından beni eğitime verdiler, o da eğitime geçti. Sonra ben Başbakanlık muhabiri oldum o da Cumhuriyet’te Başbakanlık muhabiri oldu. Yakın tarihe kadar da hiçbir problemimiz yoktu.
TURKTİME: Madem bu kadar hukukunuz, dostluğunuz vardı şimdi ne oldu? Neden bu kavga?
ŞAMİL TAYYAR: Olan şu; Tuncay artık gazeteci değil. Benim dostum, arkadaşım Tuncay gazeteci Tuncay’dı. Şimdi siyasetçi, menfaatçi ve provokatör Tuncay var. Dolayısıyla ben kafamda kendimi ondan ayırdım. Çünkü birilerini örgütleyeceksin, meydanlarda konuşacaksın, kendi televizyonunda parti beyanları vereceksin… Böyle bir anlayış yok ki. Yani bizi birbirimizden ayıran Tuncay’daki bu farklılaşmadır. Yoksa Tuncay’la geçmişte hiçbir problemim olmadı. Geçmiş döneme ilişkin bir tane problemim olduğunu göstersinler, ben gazeteciliği şu anda bırakırım.
SİYASETE GİRİŞİMİ GAZETECİLER SABOTE ETTİ
TURKTİME: Siyasete ilginizi biliyoruz. Bu kavganın fitilini biraz da Tuncay Özkan’ın artık gazetecilikten çok siyasi bir figür olarak ortaya çıkması ateşledi diyebilir miyiz?
ŞAMİL TAYYAR: Bu konuda da çok yanlış şeyler konuşuluyor. Ben resmi olarak sadece 1999 yılında DSP’den aday oldum. O dönemde Meclis’te çalışan gazeteci arkadaşlarımın önemli bir bölümü aleyhimde kampanya yaptılar. Rahşan Ecevit’ê, Bülent Ecevit’e gittiler ve “Bu adam faşisttir, bunu listeye koymayın. Seçilirse başka partiye gider” diye kulis yaptılar. O dönemde Ecevitlere yakın gazetecilere de Rahşan hanım sormuş, “Şamil’i tanıyor musunuz” diye. Onlar da aşağı yukarı benzer şeyler söylemişler. Bunun üzerine beni listede son sıraya koydular. Ben de Yüksek seçim Kurulu’na başvurdum ve adaylığımı geri çektim.
TURKTİME: Siz de Tuncay Özkan gibi gazeteciyken siyasete girmiş olmuyor musunuz? Ne farkı var peki?
ŞAMİL TAYYAR: Fark şu; Ben o tarihte gazeteden izin almıştım ve bu girişimim gazete yönetiminin bilgisi dahilindeydi. Liste kesinleştikten sonra gazeteciliği bırakacaktım. O tarihte bir haber bile yapmadım. Ve başvurumu geri çekince gazeteye geri döndüm. Ama birçok kişi beni yıpratmak adına DSP’den aday olduğum halde ANAP’tan, MHP’den aday oldu diye laflar ettiler.
TURKTİME: Bundan sonrası için siyaseti düşünüyor musunuz?
ŞAMİL TAYYAR: Hayır. O hatayı 1999 yılında yaptım, bir daha yapmam.
TURKTİME: Tuncay Özkan ile bundan sonra da yazmaya devam edecek misiniz?
ŞAMİL TAYYAR: İlla Tuncay’ı yazacağım diye bir derdim yok. Ama elimize önemli bilgiler gelirse tabii ki yine yazarım.
TURKTİME: Sizin gündeme getirdiğiniz ve daha sonra da çok konuşulan 17 milyon doları nereden bulduğu sorusuyla ilgili Tuncay Özkan’ın yaptığı açıklamayı yada açıklamamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
ŞAMİL TAYYAR: Açıklayamaz. Çünkü bunun hesabını veremez. Bizim ortak bir hocamız İstanbul’da Tuncay’ı ziyaret etmiş. Sohbet sırasında kanalı nasıl kurduğunu sorunca hocaya “Transferlerden 3,5 milyon dolar param vardı. Bunu tanıdığım bir fon yöneticisine verdim. O da bu parayı biriktirdi” demiş. Orda da mı mizah yaptı bilmiyorum ama gerçek şu ki herkese ayrı bir hikaye anlatıyor. Buradan da şu çıkıyor, Tuncay’dan iyi bir hikaye yazarı olur.
ÜÇLÜ SACAYAĞI: MESUT YILMAZ-ŞENKAL ATASAGUN-TUNCAY ÖZKAN
TURKTİME: Tuncay Özkan’ın el altından MİT mesajları vermesi kadar sizin de MİT ilginiz dikkat çekici. Bu ortak ilgi birilikte takıldığınız dönemden gelen bir şey mi?
ŞAMİL TAYYAR: Tuncay’ın okul yıllarında katıldığı arkadaş toplantılarını bir süre sonra polis basarmış. Şimdi polisin neden bastığını daha iyi anlıyorum. Yani o dönemde başlayan heyecanlı bir süreç vardı. Mesut Yılmaz’ın Başbakan olduğu dönemde Şenkal Atasagun ile çok yakın bir ilişkisi olduğu kesin. Bu muhbirlik midir, elemanlık mıdır, dışardan destek midir, istihbarat alanında nasıl adlandırılır açıkçası bilmiyorum. Ama iyi ilişkilerinin olduğu kesin. Hatta o dönemde bu ilişkilerle bağlantılı olarak Uğur Dündar gibi bir gazeteciyi yedi Tuncay. Fatih Altaylı’yı bile kısmen sahanın dışına itti. Bu, çok tesadüfi bir şey değildir. Üç sacayağı vardı o dönem. Başbakan olarak Mesut yılmaz, istihbarat olarak Şenkal Atasagun, medyada da Tuncaydı. Bunlar üçlü bir yapıyla o dönemi götürdüler. Mesut Yılmaz Sadettin Tantan’ı görevden almayı düşününce o zaman Tantan’a ilk muhalefeti Tuncay Özkan başlattı ve Tantan aleyhine yazılar yazdı. Tuncay Özkan, Mavi Akım’ı savunan ilk yazardır. Böyle bir stratejinin parçası oldu. Ben Tuncay Özkan’ı çok defa Mesut Yılmaz’la kol kola, omuz omuza gördüm. Örneğin Mahir Kaynak’ın MİT ile ilgili çok yüzeysel bilgiler verdiği kitabına MİT dava açtı ama Tuncay Özkan’ın yazdığı kitapta MİT ile ilgili çok daha gizli bilgi ve belgelere yer verilmesine rağmen Tuncay’a dava açılmadı. Bütün kareleri yan yana getirdiğiniz zaman ortada bir gariplik var.
TURKTİME: Peki sizin MİT ilginiz?
ŞAMİL TAYYAR: Ben, son dönemde MİT ile ilgili birkaç yazı yazdım. Ama benim yazılarım MİT kaynaklı özel bilgiler değil. Ve bir tavır koyuyorum, duruş sergiliyorum. Benim kamuoyuna mal olmuş, özel mit kaynaklı bir tane yazım yok.
Tuncay Özkan’ın Hileli Sayacı!
Ne kadar su harcandığını tespit etmek için su sayacı, elektrik miktarını ölçmek için de elektrik saati (sayacı) kullanılır.
İnternette de bir sayfanın kaç kişi tarafından ziyaret edildiğini gösteren sayfa sayaçları vardır. Devamı »
Türkan Saylan’dan Türklüğe Ağır Hakaret
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Başkanı Türkan Saylan, Türkleri barbarlıkla suçladı. Ve “Muhammet” ismi dahil halkla ilgili sert sözler sarfetti.
İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Yerleşkesi’nde ‘Türkiye’mizin çağdaşlaşma sürecinde laiklik’ konulu toplantıda konuşan Saylan, Türk milletinin tarih boyunca hep yakıp yıktığını öne sürdü.
“Türkler hep başkalarının yaptığını yıkmış”
Bunun bir alışkanlık haline geldiğini iddia eden Saylan şöyle konuştu: “Biz Türkler hep akın etmişiz; yakıp yıkmışız, başkalarının yaptıklarını yakıp yıkmışız. Şimdi kendi yaptıklarımızı yıkıyoruz. Nedir bu alışkanlık. Biz yakıp yıkmak için var değiliz. Biz yaratmak, geliştirmek ve çağın üstüne geçmek için varız.”
Atatürkçü Düşünce Derneği’nin 14 Nisan’da düzenleyeceği mitinge destek talebinde bulunan Saylan, “ÇYDD olarak 14 Nisan’da Ankara Tandoğan’dayız. Yozlaştırmaya çalışanlar olacaktır. Aramızdan da çıkacaktır. Çağdaş, laik ve demokratik bir Türkiye’nin devamı için yapılması gerekenleri yapalım. Sesimizi duyuralım. Bir kişi bin kişiye, bin kişi binlerce kişiye ulaşabilir.” şeklinde konuştu.
Çocukların namaz kılmasını değil, bale yapmasını istediklerini dile getiren Saylan, şunları söyledi: “Türkiye’nin bölünmesine, ırkçılığa yönelmesine, binlerce yıl öncesinin Arap ve İran âdetlerinin gelmesine karşıyız. Çocuklarımızın sıra üstünde namaz kılmasını değil bale yapmasını istiyoruz. İnancın insanların iç dünyasında saklı olmasını istiyoruz.” Devamı »
Çağlayancı Nur Serter’in değişimleri
Vaktiyle, Can Dündar’ın hazırlayıp sunduğu ve cemaat tarikat ilişkilerinin irdelendiği Neden programında, ‘Atatürkçü Düşünce Derneği de bir cemaattir’ dediğimde, yanı başımda oturan dernek kurmayının ‘eski bir tarikatçı’ olduğunu bilmiyordum henüz.Derneğin başkan yardımcısı olan Nur Serter, ‘hayır, biz bilimsel ilkeler doğrultusunda hareket eden bir cemiyetiz’ diyerek bilimin ve bilimselliğin faziletleri bahsine geçtiğinde aklımdan geçen ‘İkna odalarında ne türden bir deney yapıyordunuz? Yeterince ‘ampirik’ bulgular elde edebildiniz mi?’ gibi cümlelerdi; ama konuyu ‘başörtüsü meselesi’ ile dallandırıp budaklandırmaya hakkım olmadığını düşündüğümden, ‘bilimselliğin’ bir insanı tek başına ‘birey’ yapmaya ve makul kılmaya yetmediğini, sadece ‘cemaatler’ içinde oluyormuş gibi yapılan kimi aşırılıkların, geçmişte ‘bilimi merkeze koyan’ düşünce yapılarında da ortaya çıkmış olduğunu anlatmayı tercih etmiştim. Pozitivizmin babalarından sayılan Auguste Comte örneğini vermiştim, ‘pozitivizm kilisesi’ kurmaya kalkan ve bilim adamlarından oluşan bir ‘ruhban sınıfı’ oluşturmaya çabalayan, bugün artık -nihayet- kendisine kaçık olarak bakılan ünlü felsefeciyi.
Oysa o kadar uzağa gitmeme gerek yokmuş; bir zamanlar, Dr. Refet Kayserilioğlu’nun İsa Mesih’in reankarne olmuş hali olduğuna inanan bir grubun içinde yer alıp, dergilerinde içli içli döktüren, sonra da oradan aldığı ilahi şevki ‘düğmeye basılmışçasına’ pozitivist ve seküler bir düzeneğe transfer eden Nur Serter, hem eski bir tarikatçı (Beyti Dost), hem yeni ve seküler bir cemaatin (ADD) üyesi, hem de her iki alanda da tam bir savrulmalar kraliçesi olarak (hangi birini sayalım?), her türden örneklemin içini behemehâl doldururmuş!.. Tevekkeli değil, ben de Tandoğan mitingindeki ayinsel havanın kökenini merak ediyordum. Laikliğin bir din olarak tecessüm edişine tanık olduğumu idrak ediyordum da, bunun kendisini ‘milli mücadele’ ‘büyük Atatürk’ ve ‘cumhuriyet değerleri’ gibi parolalar arkasına gizleyen bir new age dini olduğu hiç aklıma gelmemişti. Baba-kız ve sürekli devrim. Teslis emrinizdedir paşam! Devamı »











