VaTaN

► "Mahzenden Göklere" ◄

Tünel Olayı ve Kudüs Katliamı


Likud Partisi lideri Netanyahu iktidara geldikten sonra bu mukaddes mabedi yıkma amacına yönelik çalışmalarını açıktan yürütmeye başladı. Ancak doğrudan bu mescidi yıkma amacı taşıdığını söyleyerek değil daha başka kılıflar uydurarak. Bu çerçevede 1996 yılının Eylül ayında Mescidi Aksa ile Hz. Ömer Camisi’nin içinde bulunduğu haremi şerif bölgesinin altından geçen tünelin açılışını yaptı. İşgal yönetiminin iddiasına göre tünel ulaşım amacıyla kullanılacaktı. Oysa 600 bin nüfuslu Kudüs şehrinde yer altından ulaşım yolları açılması için ihtiyaç olmadığı ortadadır. Üstelik nüfus ve trafik yoğunluğunun daha fazla olduğu Batı Kudüs’te yer altından ulaşım yolları açılmasına ihtiyaç duyulmazken haremi şerif altından böyle bir tünel kazılmasına sadece ulaşım amacıyla ihtiyaç duyulduğu iddiası hiç de inandırıcı değildir. Bunun yanı sıra Kudüs belediyesi ve İsrail yönetimi Müslümanların yaşadığı bölgeleri her türlü altyapı hizmetinden mahrum bırakırken haremi şerif bölgesinde ulaşımı kolaylaştırmak için bu kadar gayretkeşlik göstereceğine inanmak mümkün değildir. Olayın çelişki oluşturan bir diğer yanı ise kazıların önce arkeolojik araştırmalar amacıyla yapıldığı ileri sürülürken herhangi bir arkeolojik esere rastlanamayınca “ulaşım” kılıfına başvurulmasıdır.

İşin gerçeğinde yapılmak istenen söz konusu tünel yoluyla Mescidi Aksa‘nın altında bir oyuk oluşturarak bu mukaddes mabedin kendiliğinden yıkılmasına yol açmak, yahut fanatik yahudilerin tünele bomba yerleştirmelerine fırsat vererek mescidi alttan yıkmaktır. Yukarıda sözünü ettiğimiz olaylarda fanatik yahudilerin girişimlerinin Müslümanların direnişleri ve mücadeleleri dolayısıyla başarısız kaldığını dile getirmiştik. İşte işgal rejiminin, bizzat bu mescidin içine girerek amaçlarını gerçekleştirme imkanı bulamayan fanatiklere, yer altından tünel kazarak bu imkanı sağlamak istemiş olması kuvvetli bir ihtimaldir. Bunun yanı sıra iki yahudi bakanın haremi şerif bölgesinin altından iki tünel daha açmak için yirmi milyon dolarlık bir finans kaynağı bulduklarını açıklamaları da bu yöndeki tereddütleri artırıyordu. Bu açıklama tünelin ulaşım amacıyla kullanılacağı iddiasının tutarsızlığını da ortaya koyuyordu. Olayı yakından takip edenlerin yaptıkları açıklamalarda ve verdikleri bilgilerde de haremi şerifin altına tünel kazılmasındaki asıl amacın Mescidi Aksa’yı ve Hz. Ömer Camisi’ni yıkmak olduğu dile getirilmiştir.

Kudüs Müslümanları söz konusu tünelin ne amaç için kazıldığını çok iyi bildiklerinden Mescidi Aksa’ya yönelik siyonist emellerin önünü kesmek için ayağa kalktılar. Siyonist işgal rejiminin tünel açma olayından sonra başlayan ve “Mescidi Aksa Direnişi” adını verebileceğimiz son başkaldırı hareketinde başı çeken yine İslami hareketti. Ancak ne yazık ki, dünya basını İslami hareketin rolünü örtbas edebilmek için İsrail işgal rejiminin bir piyonu durumundaki sözde özerk yönetimin lideri Arafat’ın samimiyetten uzak ve tamamen göstermelik bazı açıklamalarını öne çıkardı.

Mukaddes olan bir şeyin korunması uğrunda verilen mücadele de mukaddestir. Bu itibarla Müslümanların en kutsal mekanlarından biri olan Kudüs’ün ve Mescidi Aksa’nın siyonist saldırılarına karşı korunması uğrunda verilen mücadele mukaddes bir mücadeledir. Bundan dolayıdır ki insanlar hiçbir fedakarlıktan çekinmeyerek, Allah’ın mübarek kıldığını bildirdiği mekanları savunmak amacıyla sokaklara döküldüler.

Siyonizmden Yine Vahşet ve Saldırı

Müslümanlar mukaddes mekanlarını korumak için sokaklara dökülmekte haklıydılar. Ancak karşılarında hiçbir insani değere saygı duymayan, hiçbir kural tanımayan, ayakta kalabilmek için saldırganlık ve vahşetin her yoluna başvurmaktan çekinmeyen bir işgal saltanatı vardı. Bu yüzden Müslümanlar birbirleri ardından şehid edildiler veya yaralı olarak hastanelere kaldırıldılar.

Görgü tanıklarının verdiği bilgilere göre İsrail askerleri attıkları kurşunlarıyla Müslümanların özellikle kafalarını ve göğüslerini hedef alıyorlardı. Bu da siyonist işgalcilerin ayaklanmayı bastırmaktan çok Müslümanları topluca katletmek amacıyla silah kullandıklarını gösteriyordu.

İşgal yönetimi olayların sıcaklığının devam ettiği 27 Eylül 1996 Cuma günü de Cuma namazı esnasında Mescidi Aksa’yı 4000 askerle kuşatmaya aldı. Bu kuşatmada, namaz kılan Müslümanların kafalarına kurşun sıkan siyonist askerler 12 Müslümanın şehid olmasına bir çoklarının da yaralanmasına sebep oldular.

Cuma günü gerçekleştirilen saldırıda şehid edilenlerle birlikte Müslümanlardan ölenlerin sayısı yetmişi aşarken yaralananların sayısı da 2100’ü buldu. Olaylarda 12 İsrail askeri de Müslümanların attığı taşlarla can verdi.

Arafat’ın Samimiyetsizliği

Olaylarda, Arafat’ın polislerinden de bazı kişiler direnenlerin saflarında yer aldı ve silahlarını bu kez kendi insanlarına değil de işgalcilere karşı çevirdiler. Bu gerçekten önemli bir gelişmeydi. Ancak o polisler Arafat’ın emriyle değil kalplerindeki vatan sevgisinden dolayı kendi iradeleriyle harekete geçmiş kimselerdi.

Arafat’ın görünüşte bu direnişi desteklediğine dair birtakım açıklamalar yapması ise samimiyetten son derece uzaktı. Bunun en açık göstergesi ise Mescidi Aksa direnişinin bütün Filistin’e yayılmasından sonra Arafat’ın bazı polislerinin Filistinli gençlerin önlerinde barikat kurarak onları coplamalarıydı.

İşin gerçeğinde Mescidi Aksa Direnişi tamamen Arafat’ın kontrolü dışında cereyan etmiş ve kısa zamanda bütün Filistin halkı kendini bu direnişin içinde bulmuştur. Bundan dolayı Arafat Filistin halkını tümüyle karşısına alma cesareti gösteremeyince oluşan manevi havadan kendi hesabına yararlanabilmek için göstermelik birtakım açıklamalar yapma ihtiyacı duymuştur. Arafat’ın Filistin toplumunda oluşan direniş havasını kendi lehine çevirmek için özerk yönetim zindanlarında bulunan bütün siyasi tutukluları serbest bırakacağını bildirmesine rağmen bu konuda herhangi bir ciddi adım atmaması da onun samimiyetsizliğini gösteriyordu.

Arafat Yine Netanyahu’nun Peşinden Soluyor

“Mescidi Aksa Direnişi” hem siyonist yönetimin “barış (!)” masalını sırf dünya kamuoyunu yanıltmak ve kendi hakimiyetini kuvvetlendirmek amacıyla kullandığını hem de Filistin halkının bu masallara kanmadığını ortaya koydu. Ancak buna rağmen Arafat yine de kendi halkının saflarında yer almayı değil Netanyahu’ya görüşme çağrısında bulunmayı tercih etti. O bu çağrısıyla bir bakıma, Netanyahu’ya Filistin halkı karşısında içine düştüğü girdaptan kurtarabilmek için acil hizmet vermeye aday olduğunu göstermek istiyordu.

Filistin İslami Direniş Hareketi, Arafat’ın bu tutumuna karşı yayınladığı bildirisinde şu noktalara dikkat çekiyordu: “Onlarca şehid ve yüzlerce yaralı sözde özerk yönetimin arkasından soluduğu kişileri razı etmek için bu fedakarlıkta bulunmadı. Onlar, intifadalarının bir kez daha hedefinden saptırılmasına fırsat vermek ve sözde “barış (!) havası bozulmasın” diye de intifadalarına son vermek niyetinde değildirler.”

İşgal Yönetimi İnadını Sürdürüyor

Siyonist işgal yönetimi Filistin halkının geniş çaplı bir direnişiyle karşı karşıya gelince haremi şerifin altına açtığı tüneli geçici bir süre için kapatmasına rağmen 29 Eylül 1996 tarihinde yeniden açtı. Bu onun Mescidi Aksa’yı yıkma hedefine yönelik sinsi oyunlarından vazgeçme niyetinde olmadığını gösteriyordu. Hatta yahudilerin içinden bile tepki gösterenlerin olmasına rağmen siyonist işgal rejiminin bu inatçılığı onunla “barış (!)”a gitmenin ve Filistin halkının gasp edilen haklarını bu şekilde geri almanın mümkün olmadığını ortaya koyuyordu.

Siyonist rejim bu birinci tüneli kabul ettirmek için inat ederken aslında Müslüman kamuoyunu buna alıştırmayı amaçlamaktadır. Bunu başarabildiği takdirde niyeti ikinci ve üçüncü tünelleri açmak ve sonunda fanatik yahudilerin buralara bombalar yerleştirerek Mescidi Aksa’yı alttan yıkmalarına fırsat vermektir. Bu açıdan dünya Müslümanlarının bu konuda oldukça dikkatli olmaları ve siyonist işgal rejimini geri adım atmaya zorlayacak tepkilerini sürdürmeleri gerekir. Çünkü siyonistler amaçlarına ulaşabilmek için “adım adım” metodunu çok sinsice uygulamaktadırlar. Bugün Hz. İbrahim Camisi’nin üçte ikiden fazlasının yahudiler tarafından işgal edildiği, kalan üçte birlik kısmına da sadece yaşlı Müslümanların girmesine izin verildiği onların da bir sürü elektronik cihazdan geçtikten sonra ancak içeri girebildikleri düşünülürse Mescidi Aksa’ya yönelik politikalarını daha iyi anlamak mümkün olur.

Temmuz 27, 2006 - Posted by | Kudüs Davamız

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: