VaTaN

► "Mahzenden Göklere" ◄

Felaket tellalı Demirel


28 Şubat’ın önemli aktörlerinden 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, açıklamalarıyla Türkiye’yi germeye devam ediyor.
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Türkiye’de rejimin işlemesini, demokrasinin yürümesini istediğini belirterek, ‘Demokrasi bu kadar parçalı bir şekilde yürüyemez, yürüyemiyor zaten’ dedi.

İstanbul Teknik Üniversitesinin (İTÜ) kuruluşunun 234. yıl dönümü dolayısıyla Ayazağa Yerleşkesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde, geleneksel İTÜ Günü etkinliği düzenlendi.

Demirel, burada yaptığı konuşmada, bir ülkeyi güçlü yapmak için mutlaka imar ve inşanın ön planda tutulması gerektiğini belirterek, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin her tarafına gidilebiliyorsa, şehirler kasabalar yapılmışsa, gemiden uçağa kadar her şeyi yapan Türkiye haline gelinmişse, bu Türk mimar ve mühendislerinin işidir’ diye konuştu. Karanlık Türkiye’yi bilmeyenlerin, aydınlık Türkiye’nin değerini bilemeyeceğini ifade eden Demirel, ancak yapılmış olanla yetinmemek gerektiğini, gelişme ve kalkınmada yeter denmeyeceğini söyledi.


Konuşmasında küresel ısınmaya işaret eden Demirel, dünyanın gittikçe yaşanmaz bir yer haline gelmeye başladığını, ancak insanoğlunun hala bunun idrakine varmadığını ifade ederek, bilim adamlarının bu konudaki iddialarını ciddiye alanlar kadar, almayanlar da bulunduğunu, konunun sadece bilim adamlarının değil, dünyayı yönetenlerin de masasında olduğunu bildirdi.

Süleyman Demirel, ‘Dünyanın tepemize yıkılmaması için bilim adamlarının söylediklerini ciddiye almamız lazım. Dünya insanlara ait değil, insanlar dünyaya ait. İstediğinizi yaparsanız neticesine katlanırsınız’ dedi. İnsan gücünü kullanmayan bir ülkenin ileri gitmesinin mümkün olmadığını da anlatan Demirel, ‘Bu ülkenin insanlarının önünü açmak lazım. Önünü açmak da eğitimle olacaktır. Bu devir, araştırma geliştirme devridir. Üniversite sanayi iş birliği çok önemli hale geldi. Biz teknoloji kolonisi olmak istemiyoruz’ diye konuştu.

-SORULARI CEVAPLANDIRDI-

Çıkışta basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Demirel, ‘Cumhurbaşkanını halkın seçmesine yönelik anayasa değişikliğinin bu haliyle sakınca taşıyıp taşımadığına’ ilişkin soru üzerine, TBMM’nin anayasaya göre ne yapılacağını tayin ettiğini ve bunun da görevi ve hakkı olduğunu söyledi.

Demirel, bundan sonraki kısmın Cumhurbaşkanı’nın bunu veto edip etmeyeceği olduğunu vurgulayarak, ‘Veto ederse bir defa daha görüşürler ve TBMM yine kararında ısrar ederse mesele kalmaz. Cumhurbaşkanı, referanduma gitmek isterse gider. Bu bir süreç. Bir defadan ibaret değil mesele. Bundan heyecanlamaya da gerek yok. Her ülkede olan olay bu. Gayet demokratik bir olay’ dedi.

Süleyman Demirel, ‘DYP ve ANAVATAN’ın DP çatısı altında birleşmesi konusunda doğrudan veya dolaylı bir etkisi olup olmadığına’ ilişkin soruya karşılık ise parçalanmışlığın Türkiye’yi bu duruma getirdiğini ifade etti. Demirel, ‘Ben Türkiye’de rejimin işlemesini, demokrasinin yürümesini istiyorum. Demokrasi bu kadar parçalı bir şekilde yürüyemez, yürüyemiyor zaten. Bunun için Türk demokrasinin bu parçalı durumdan çıkması lazım. Ben siyasi partilerin daha çok bir araya gelmelerini ve siyasetin hem muhalefet, hem de iktidar olarak güç kazanmasını istiyorum’ diye konuştu.

-DİĞER KONUŞMALAR VE PLAKET TÖRENİ …

Toplantıda konuşan İTÜ Rektörü Prof. Dr. Faruk Karadoğan da yaşayan çok başarılı 60 bin mezuna sahip olduklarını söyledi. Prof. Dr. Karadoğan’ın konuşması sırasında bir öğrenci, geçen hafta izinsiz gösteri nedeniyle öğrencilerin gözaltına alınmasını protesto etti. Öğrenci, görevliler tarafından salondan dışarı çıkarıldı. Konuşmaların ardından Prof. Dr. Faruk Karadoğan, en başarılı mezunları olarak takdim ettiği Süleyman Demirel’e anı plaketi sundu.

Ardından da Demirel ve Karadoğan, İTÜ’ye katkılarından dolayı ‘Altın ve Gümüş Arı 2007 Ödülü’ne layık görülenlerle, 1947 mezunlarına plaket verdi. 1947 mezunu Fahri Tuncer ise 60 yıl sonra diplomasını rektörden aldı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de törene gönderdiği mesaj ile üniversitenin 234. kuruluş yıl dönümünü kutladı.

Mayıs 12, 2007 - Posted by | Diğer, Güncel, Gündem, Genel, Haberler, Siyaset, Siyasetçiler, Son Dakika, Türkçe, Turkiye

2 Yorum »

  1. Demirel ve Lenin
    Amerika”nın Ankara Büyükelçisi ile Süleyman Demirel”in saatler boyunca ne konuştuğunu bilmiyoruz. Muhtemeldir ki Türk siyasî hayatinin önemli bir dönemine damgasını vurmuş olan bir lider ile AKP sonrasını görüştüler. Kalıcı olmanın olmazsa olmazları gözden geçirildi. İlkokula giderken Demirel başbakandı. Rengârenk takımları ile eşinin yanında kürsüye çıkan Nazmiye Demirel vardı. Başbakan Demirel tütün fiyatlarını açıkladı mı yer yerinden oynardı.

    Bilinir ki Demirel Washington”un iyi dostudur. İşleri saman altından yürütürdü. Türkiye”nin problemlerine direk olarak batının musallat olduğu görülmezdi, çünkü yazılı ve görsel medya bu kadar gelişmemişti. Erdoğan İktidarının Batıya aşırı bağımlı görüntüleri, Türk Millî menfaatini hiçe sayar davranışları, Devletin kuruluş ilkelerini %47lik geçici bir çoğunlukla değiştirmeye kalkmaları sonlarını getirdi. İşte Demirel ile bundan sonra ki siyasetin ne olacağının konuşulduğuna inanıyorum. Bir sonra ki model yine muhafazakâr fakat din taciri tabir edilen türden olmayacağı kesindir.

    Şu saatten sonra Başbakan Erdoğan”ın hamasete değil iyi bir savunmaya ihtiyacı vardır. Kendisini Menderes ile içselleştirmeye kalkıp halkın gönlünde taht kurmanın yolunu keşfedemediği ortadadır. Gelinen bu noktada 1950 li yılları Türkiye”yi “Küçük Amerika “ haline getiren Başbakan Adnan Menderes döneminin de iyi tahlil edilerek Türk Milletine anlatılması gerekir. Türkiye”yi Washington siyasetine nerede ise tamamen bağlandığı, borçlandırma tekniğinin en ince ayrıntılarının uygulandığı Demokrat Parti dönemi iyi okunmalıdır.

    AKP iktidarı ile ayni DP döneminin birebir uygulanılmaya çalışıldığının bir başka örneği cemaat bağlantısıdır. Cemaat liderinin emirlerini İslâmiyet”e faydalı oluyorum diye sorgulamadan uyan klan modeli insanlar ve Washington siyasetini devlet politikası haline getirmiş siyaset ile 21. Yüzyılı Amerikan yüzyılı yapma faaliyeti ABD projesidir.

    Bu proje, 14 Mart 2008 tarihinde Anayasa”nın 69. maddesine takılmıştır.

    Batı emperyalizminin Millî Devletlerde en arzu etmediği şey, siyasi partilerin millî menfaatlerini koruyacak ve milleti aydınlatacak şekilde bulunmasıdır. Batının buyruklarını emir telakki edecek, götürüsünü hesap etmeyecek liderleri baş tacı ederler. Refah Partisinin kapatılmasını yerinde bulup, onaylayan Avrupa bugün AKP iktidarı için “Demokrasilerde parti kapatılması yanlış” diyorsa, işin içinde başka şeyler aramak gerekir.

    Refah Partisi deyince gözüme ilişen bir ayrıntıya girmek istiyorum. “Başörtüsü mutabakatında” MHP”nin AKP”ye oyun edip etmediği soruluyor Recai Kutan”a o da “Öyle bir ihtimal var” diyor. Bunu nasıl okuyorum? Önümüzde ki yerel ya da baskın genel seçim ihtimalinde AKP”nin mirasından pay kapma isteği. MHP”nin “başörtüsü problemini çözelim” teklifi altında oyun arayan Kutan, Millî Görüş geleneğinden gelen Erdoğan”ın aslında böyle bir çözüm istemediğini mi ifade ediyor, anlayamadım. Siyasi partiler, ortak hedeflerinde bir araya gelirler. MHP ve AKP bunu yapmıştır. AKP”nin hedefinde başörtüsünden başka “Ilımlı İslam Modeli” olması, devletin yönetim biçimini değiştirecek söylemlerde bulunması ve en önemlisi YÖK Geçici 17. maddeyi değiştirmeye yanaşmaması 14 Martta kapılarının çalınmasını sağlamıştır.

    Başörtüsünü ülke gündeminden AKP zihniyeti düşürmeyi başarmıştır. Tüm olup biten göz önündedir. Bugün kalkıp başkalarını suçlayarak siyasi arenada öne geçme hesabı endazeye vurulsa, oran ortaya çıkar.

    AKP”nin uçan kuştan medet uman çabaları, kriterler peşinde koşmasının bir işe yaramayacağı açıktır. Refah partisini bölerken attıkları adımların benzeri atılmaktadır. “Etme bulma dünyası” mı demeli olup bitene, yoksa “her şerde hayır vardır mı”?

    Biliyoruz ki deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.

    Demirel ve Lenin

    Son günlerde dikkatimi çeken bir gelişme var. Türkiye”de sanki tekrar Sosyalizm rüzgârının esmesini istiyor Washington. Çünkü ne Alevi- Sünni, ne Türk-Kürt çatışması çıkarmaya sürekli uğraştıkları halde başarılı olamadılar. 2011 Türkiye”de iç Savaş pratiğinin hayata geçirecek tek şansları kaldı o da 80 öncesinin çatışma ortamı.

    Medya kuruluşlarına yuvalanmış belirli mihraklar dizilerle, söyleşilerle bunu vermeye çalışıyor. Ne varsa fikri çatışmada var, sonu silahlı mücadeleye kadar varıyor hesabına girdikleri aleni ortada.

    Demirel gibi adı “Morisson Süleyman”a çıkmış bir lider kalkıp, Lenin”i örnek aldığını söylemiyor mu, akıla başka bir şey gelmiyor.

    Lenin”in kalkınma modelini örnek aldığını söylüyor Demirel. Sanki Demirel iktidarlarında Türkiye çağ atlamış ve kendisi çok başarılı iktidar olmuş anlıyoruz bundan. Artı, Lenin”in SSCB”ye çat atlattığını.

    Eski tüfek solcuların bilhassa bu oyuna gelmeden önce Altan biraderler gibi geçmişte sosyalizmin öncülerinin bugün hangi cephede olduklarını görmelerinde fayda var diyorum. Marksizm ve Leninizm ile Atatürk”ün fikirlerinin ayni olduğunu söyleyerek, Türkiye Cumhuriyetinin bütünlüğünün sağlanmayacağını hatırlatarak elbette. İdeal ve hedeflerinde samimi olanlar dünü tüm yaşanmışlığıyla olduğu yerde bırakmalı oyuna gelmemelidir.

    GAP”ı yapmak için elektriğin şart olduğunu İnşaat Mühendisliği okurken öğrenemeyen Demirel”in, Lenin”i örnek gösteren ilginç çıkışının ileri yorumunu sizlere bırakıyorum.

    Yarım yüzyıldır hala Demirel”i konuşuyor olmak, bulunduğumuz çukurdan çıkamadığımızı gösteriyor.

    Geçmişten ders alınmaz, hatalarda ısrar edilirse AKP iktidarından farkı kalmaz ortamın
    http://www.aydinpost.com/demirel-ve-lenin-3508yy.htm

    Yorum tarafından Neval Kavcar | Eylül 25, 2012 | Cevapla

  2. 28 Şubat bir Darbedir Baş Sorumlusu da Demirel’dir
    Demirel, Fikret Bila’ya yaptığı değerlendirmede, ’28 Şubat’ta yapılan yanlış bir şey yoktur’ diyor. Demirel, 28 Şubat diye adlandırılan darbe sürecini, 28 Şubat 1997’de yapılan Millî Güvenlik Kurulu (MGK) Toplantısı çerçevesinde sınırlayarak ‘Tutanaklar açıklansın’ diye güya meydan okuyor.
    İşin aslında, 28 Şubat’ın Genelkurmay Başkanı gözaltına alınınca, darbenin ucunun kendisine ulaşacağını anladığı için, sorumluluktan kurtulma manevrası yapıyor. Gerçi, Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanlarının vatana ihanet dışında suçlandırılmaları mümkün değildir ama Türk Milleti’nin maşerî vicdanına göre, 28 Şubat bir darbedir ve baş sorumlusu da Demirel’dir.
    ***
    Demirel, 28 Şubat’ın darbe olmadığını söylerken, ‘Neresi darbe? Parlamento fesih mi edilmiş? Hükûmet alaşağı mı edilmiş? Partiler mi kapatılmış?’ diye soruyor. İşte cevaplarımız:
    1. Önce, kendisinin başkanlığında yapılan 28 Şubat MGK Toplantısı’nın, demokratik olmadığını ve zamanın Hükûmeti’ne açıkça baskı yapıldığını belirtelim.
    2. Parlamento feshedilmedi ama yetkileri gasp edilip kuklaya döndürüldü. Şapkasını alıp gittiği 12 Mart 1971 Muhtırası’nda da parlamento feshedilmemişti ama ‘Beyefendi’ tıpış tıpış yürütülmüştü.
    3. Hükûmet, saye-i âlîlerinin entrikaları sonucunda alaşağı edildi. Darbe destekçisi Cumhurbaşkanı olarak millet iradesini paramparça etti.
    4. Partiler kapatıldı. İktidarın büyük ortağı Refah Partisi (RP), 16 Ocak 1998’de ve yerine kurulan Fazilet Partisi (FP) de 22 Haziran 2001’de kapatıldı. Toplam 11 milletvekiline siyaset yasağı getirilerek milletvekillikleri düşürüldü.
    ***
    Bizim de Demirel’e sorularımız var:
    1. 4 Şubat 1997’de Ankara-Sincan’da tanklar yürütülüp, darbeci Çevik Bir’in ifadesiyle rejime ‘balans ayarı’ yapılmadı mı? Cumhurbaşkanı olarak bu olaya ‘normal askerî tatbikat’ derken hiç sıkılmadınız mı?
    2. Hükûmeti kurma görevini Tansu Çiller’e vermeniz gerekirken, bütün demokratik teamülleri çiğneyip, siyasî ahlâka sığmayacak zorlamalarla parti bölüp yeni parti kurdurarak darbecilerin talimatlarına göre demokrasiyi paspasa çeviren siz değil miydiniz?
    3. Yıllarca istismar edip oyunu kaptığınız mütedeyyin halka irticacı diye zulmedilmesi, milyonlarca kişinin fişlenmesi ve darbecilerin demokrasinin ırzına geçmesi karşısında ne yaptınız?…
    4. 28 Şubat Darbe Dönemi’nde, devletin tahrip edilmesi, o güne kadar görülmemiş boyutta yolsuzluklar yapılması, yargının siyasallaştırılması sizi hiç mi rahatsız etmedi? Bütün bunları normal mi karşılıyorsunuz?
    ***
    Süleyman Demirel, hiç boşuna çabalamayınız… Kalleş 28 Şubat Darbesi’nin üstünü örtemezsiniz. Yıllardır sizi demokrat zannedip oy veren halkımız artık gerçek yüzünüzü görmüştür. Milletten özür dileyip hatâlarınızı itiraf etmekten başka çâreniz yoktur. O zaman, geçmişteki bazı hizmetlerinizin hatırına millet belki sizi affedebilecektir.(sabah)
    http://www.haber111.com/Hasan_Celal_GUZEL+28_Subat_bir_darbedir_bas_sorumlusu_da_Demireldir_yazi758.html
    http://www.yenidenergenekon.com/274-demirel-masondu/
    http://www.yenidenergenekon.com/66-mason-istilasi/

    Yorum tarafından Hasan Celal GÜZEL | Mayıs 12, 2013 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: