VaTaN

► "Mahzenden Göklere" ◄

Ak Parti’nin arkasında kim var?


İsmail DemirciKimi zaman “bu ülkede yaşanmaz” buhranlarına girip kimi zaman da “ne kadar renkli bir ülkemiz var, her sabah, bugün ne olacak diye yeni bir heyecanla güne başlamak keyifli birşey” diye düşünüyorum.Son bir ay içinde yaşadığımız olaylar herkes gibi beni de türlü düşüncelere sevketti.
Cumhurbaşkanlığı seçimi kirizinden sonra gelen internet muhtırasıyla birlikte çevremde ilginç bir kampanya başladığını gördüm.

“Artık yeter, geçen seçimde vermemiştim ama bu seçimde oyum Ak Parti’ye.”
Türkiye’deki –her kimse bilmiyorum- Ak Parti karşıtı gibi görünen birtakım güçler, sanki seçim zamanı geldiğinde yine Tayyip Erdogan’ın ekmeğine yağ sürmekte yarışıyorlar gibi geliyor.

Ya da bu güçlerin içinde çatlak var ki, bir kısmı var gücüyle Ak Parti’yi iktidardan düşürmeye çalışırken, bir kısmı da güya bu karşıtlığın içine sızıp, onları iyce azdırarak kamuoyunu Ak Parti’ye yönlendirmek için hatalar yaptırıyorlar.

Mahir Kaynak’ın bir sözü vardı, “Aşırı olan karşı taraftandır” diye. Mutlak doğru bir ifade değil ama, doğruluk payı bulunan bir tesbit bu. Tabloya böyle bakınca, aslında aynı merkezden yönetilen karşıtların da mevcut olduğunu düşünmeden edemiyor insan.
Mesele Genelkurmay’ın e-muhtırasının askerden ziyade Ak Parti’nin işine yaradığı kim inkar edebilir?

Cumhuriyet mitingleri falan hikaye.

Burada temel sorun asker ile halk arasındaki makasın her gün biraz daha fazla açılmasıdır. Refah Partisi deneyiminden sonra Türkiye’de artık “devlete rağmen” oy kullanmak eğilimi artmaktadır.

Fakat askerlerin muhtırası bir yandan halkı Ak Parti’nin mağduriyetine yöneltirken, diğer yandan Ak Parti’yi içerde vitrin değişikliğine, dışarda ABD’nin kucağına itmektedir.
“Camiler kışlamız, minareler süngümüz” şiirinden dolayı hapis cezası alan Erdoğan’ın Ak Partisine oy verenler, 22 Temmuz seçimlerinden “devlete rağmen” oy verirken nasıl bir yapıya oy vereceklerini pek de düşünmeyecekler.

Ertuğrul Özkök ve ekibinin uzun süredir üzerinde çalıştığı Ak Parti Operasyonu tomurcuklarını vermeye başlamıştır. Sayın Erdoğan CHP’li ve DYP’lileri kadrosuna katma telaşına düşerken, diğer yandan cumhurbaşkanı adayı Sayın Gül, Ertuğrul Özkök’e verdiği röportajda, kendilerine bir şans daha verildiğinde eşinin başörtüsünün bağcıklarını gevşetme gayretindedir.

Tıpkı cumhuriyetin kurulduğu dönemdeki Birinci Meclis ve İkinci Meclis farkı gibi, Ak Parti’nin de iki farklı yüzü olacak kanaatindeyim. Çünkü vitrin konusundaki çalışmalar bu endişeyi haklı olarak yüreklere yerleştiriyor.

Bunların yanısıra, ABD’nin Ortadoğu’ya yaklaşımını belirleyen “Kürtlerle anlaş, İran’la savaş” projesinin hükümeti kuşatacağı hususunda da inceden incedeye düşünmek gerekiyor. ABD askerle mi hükümetle mi çalışacağını net olarak ortaya koymuyor ki, “deliğe süpürülmemek” uğruna tarafları “fazla veren”in kazanacağını bir zemine doğru çekebilsin. Seçimlerin Ortadoğu’nun yeni şekli hususunda da Türkiye için çok önemli olduğunu kestirebilmek için kahin olmaya gerek yok. Ama Türkiye’nin devlet bütünlüğünü sağlayamamış bir ülke olması uzun yıllardır dışardan yönlendirmelere açık kalmasını sağlıyor ne yazık ki. İktidara geldiğinden beri meşruiyetini Avrupa Birliği’ne ve ABD’ye dayandıran hükümet de, içerdeki kurumlarla hiçbir konuda mutabakat sağlayabilmiş görünmüyor.

Askerlerin müdahalesi olmasa belki de oyları kendiliğinden azalacak olan Ak Parti, kendi gayretiyle veya yaptığı müsbet işlerle oyunu arttırmak yerine, halkı ile bir türlü barışamayan devletin çeşitli güçlerinin müdahaleleri sonucunda insanların körü körüne oy vermek zorunda kaldıkları bir parti haline geliyor. Ve Ak Parti halen bu kör döğüşü sayesinde oy almaya devam ediyor.

Tayyip Erdoğan ve kurmayları öncelikle oturup bu durumu analiz etmek zorundadır. Biz ne partisiyiz, arkamızda kimler var? Muhafazakar demokratız derken şimdi niye merkezin partisiyiz diyoruz. Biz “merkez”in değil, “çevre”nin teveccühünü kazanarak buraya kadar geldik de şimdi ne çabuk merkez olduk?

Şunu iyi tesbit etmek gerekiyor ki, Ak Parti halkın devlete olan tepkisinin partisidir, hiçbir zaman merkezin partisi olamaz, olduğunu iddia ettiğinde de oy tabanını kaybeder. Kendisiyle ilgili hiçbir yatırım yapılmayan sınıflar, tamamen duygusal sebeplerden ötürü Ak Parti’ye oy veriyorlar. Bunlar samimi oylardır, ekmek, iş, aş kaygısıyla verilmeyen, çıkar gözetmeyen oylardır bir nevi. Ama bunların oyunu alıp sonra “finans kapital” ile yatıp kalkmak, onların işlerini kolaylaştırmaya çalışmak en azından gaflettir. Bu samimi insanlar bir gün Ak Parti’yi de çarparlar. Buna eminim.

Seçime kadar gelişmeleri iyi gözlemek lazım.

Düşünce zemini
İsmail Demirci

Reklamlar

Haziran 6, 2007 - Posted by | Diğer, Güncel, Gündem, Genel, Haberler, Siyaset, Son Dakika, Türkçe, Turkiye

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: