VaTaN

► "Mahzenden Göklere" ◄

‘Derin devlet, Devletin ta kendisidir’


İki hafta içinde yaşanan gelişmeler “derin devlet” tartışmasını tekrar başlattı. Emekli askeri hakim Dr. Ümit Kardaş “derin devlet”i anlattı…

• Devleti ben kurdum diyen ordu, toplumu dizayn etmeye çalışıyor
• Gücünün devamı için şeriat, bölünme gibi tehlikelere ihtiyacı var
• Bugün, siyasi partilerdeki lider sultası da askeri vesayeti besliyor
• TSK, toplum mühendisliği için siyasilerle, STK’larla ittifaklar kuruyor
• Derin devlet, Osmanlı’dan devam ettirdiğimiz bir anlayıştır. Toplumu reşit saymaz

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta bir gazeteye verdiği demeçte, derin devleti kastederek “Ümraniye’ye bakın” dedi. Bu adrese yapılan baskında 27 el bombası, TNT kalıpları ve fünye bulunmuştu. Soruşturma sonucu Kuvayi Milliye Derneği kurucularından emekli astsubay Oktay Yıldırım, Mustafa Öztürk ile emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin tutuklandı. Muzaffer Tekin ismi, Alparslan Aslan’ın Danıştay üyelerine düzenlediği silahlı saldırıya da karışmış, azmettirici olduğu ileri sürülmüştü. Ayrıca, Susurluk davasının 12 Şubat 2001’deki duruşmasında eski Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin, eski MİT görevlisi Korkut Eken, eski İstanbul Sheraton Oteli gazinosu ortaklarından Sami Hoştan gibi sanıkların arkasında otururken görüntülenmişti. Yine bu davanın kilit isimlerinden emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile birçok kez telefon görüşmesi yaptığı belirlendi. 

Gözlerin yeniden derin devlete döndüğü diğer bir gelişme ise Sedat Bucak ve aşireti oldu. Ankara’da, “Kaldırım Operasyonu” çerçevesinde çok sayıda tüfek, tabanca ve sahte belgeler ele geçirildi. Aralarında Sedat Bucak’ın şoförü ve danışmanın da bulunduğu 19 kişi gözaltına alındı. Bazılarının üzerinden sahte JİTEM kimliği çıktı. Susurluk Davası nedeniyle 1 yıl 15 gün hapis cezası alan Bucak Aşireti lideri Sedat Bucak, şimdi de suç örgütünü yönetmekle suçlanıyor.  

Peki bu girift ilişkiler ağı neden çözülemiyor? Üzerinden 11 yıl geçmesine karşın Susurluk gerçeği tam olarak ortaya neden çıkarılamadı? Daha da önemlisi derin devletin amacı ne?.. Bu soruları Dr. Ümit Kardaş’a yönelttik.

Ümit Kardaş, emekli askeri hakim. 1980-1981 yılları arasında Diyarbakır’da, sıkıyönetimin uygulandığı günlerde görev yaptı. İşkence gibi bazı uygulamalara karşı çıktığı için Batı’ya tayin edildi. Emekli olduğu 1995’ten buyana avukatlık yapıyor. Bugüne kadar Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerinde yazıları yayınlandı. Çeşitli TV programlarına katıldı. Beşinci kitabını hazırlıyor. Halen Radikal ve Radikal İki’ye yazıyor. 

Susurluk, Şemdinli ve son olarak emekli astsubay Metin Tekin örnekleri göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye tanımıyla, derin devlet nedir?
Derin devlet, devletin ta kendisidir aslında. Osmanlı’dan devam ettirdiğimiz bir anlayıştır. Kolaylıkla hukuk dışına çıkabilen, halka güven duymayan, siyaset müeyyidesini yapan, askerin siyasete müdahalesinin olağan olduğu gelenekten geliyor. Osmanlı’nın belli bir döneminden sonra yönetime asker müdahaleleri yaşandı. Padişah tahtından indiriliyordu. Bazı siviller, asker üzerinden iktidara oynarlardı. Bu Osmanlı’nın son dönemlerinde, özellikle İttihat ve Terakki vasıtasıyla gerçekleştirildi. Teşkilatı Mahsusa, Fedailer Örgütü gibi; onların anlayışlarıyla hükmetme ve yönetme anlayışı, bugün yaşadıklarımızla birebir örtüşüyor. Cumhuriyetin ilanından sonraki kırılma noktası ise çok partili döneme geçiştir. Demokrat Parti seçimleri henüz kazanmıştı ki, generaller İsmet Paşa’ya “Ne yapalım” diye sordu. Daha işin başında yani.

Bizde devletin milleti vardır. Ordunun da bir devleti vardır. Her devletin bir ordusu ve milleti vardır, ama bizde tam tersidir. Bu elbette demokrasiye aykırı, bu durumu tersine çevirmemiz lazım.

Bu durum, Türklerin devleti tepeden aşağı kurma geleneğinden mi kaynaklanıyor? Türkiye Cumhuriyeti’ni ordunun kurduğu bir gerçek.
Evet. Kurduğu için de sahipleniyor. Osmanlı bir çok millet oluşuyordu. Yunan’ı olsun, Bulgar’ı olsun; alttan, halktan gelen bir hareketle kopup devletleşti. Bizimkiler bunun üzerine, “Ne yapacağız?” diye oturup düşündüler. Geriye kalanlardan “Bir Türk devleti kurmalıyız” kararına vardılar. Elbette Türkler var ama çok da ön planda değildi. Ulus devlet inşa etme çabasına girildi. Elbette ordu, “Devleti ben kurdum” diye sahipleniyor. Kurduğu devleti dizayn de edebiliyor, toplum mühendisliği de yapıyor. Toplumu reşit de görmüyor.

Derin devletin ülkeyi dizayn çalışması 2007’de de devam ediyor mu?
Ediyor.

Abdullah Gül’ün aday gösterildiği cumhurbaşkanını seçme sürecinde de derin devlet devrede miydi?
Devredeydi. Örneğin ‘e-muhtıra’ için birileri uyarı diyor; hayır, darbedir. Bu Meclis’in işleyişine müdahaledir ve Anayasa’ya göre suçtur.

‘e-muhtıra’ suçsa kim soruşturma açacak?
Açabilecek kimse yok. Siyasi irade, Silahlı Kuvvetlerle bir uzlaşma zemini arıyor. Böyle bir rejim yok, bu demokrasi falan değil. Bizdeki nevi şahsına münhasır bir sistem. Parlamento var, organlar var ama bunların üstünde askeri vesayet var. Meclis’in iradesi bile değişebiliyor, iç güvenlik zaten askerileşmiştir. Polise girersek o ayrı tartışılacak bir konu. Doktor bile militarize edilmiş vaziyette, hemen her şey askerileştirilmiş. Bu milliyetçilik dalgası üzerinden oluşturulan bir şey. Halka korku salınıyor ve bunun üzerinden asker gücünü devam ettiriyor. Çünkü askerin böyle bir tehlikeye ihtiyacı var. Ben olmasam ülke bölünecek, ben olmasam şeriatçılar gelecek kıtır kıtır kesecek, idareyi alacak gibi… Bu korkular üzerine iktidarını sürdürmeye çalışıyor.

Türkiye’de derin devlet dendiğinde kapılar çoğunlukla orduya mı çıkıyor?
Sadece ordu değil. Mesela ordu artık direkt darbe yapma düşüncesinde değil. Zaten iktidarda. Darbe yapması gerekirse bunu e darbelerle oluşturuyor. Ayrıca ittifaklarını da kuruyor. CHP-ordu ittifakı biraz da tarihseldir. CHP siyasi partidir ama müttefik olarak gözükmektedir. Yargının bir bölümünü etkilemektedir. Yandaşı Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ve bürokratlar da mevcut. Ordu üzerinden siyaset yapan da var. İktidar olamıyor ama gücünü ordu üzerinden göstermeye çalışıyor. Bunlar birbiriyle girift.

Ordu direkt müdahalelerden artık vazgeçti galiba, kendince yeni bir yapılanmaya mı başladı?
Yeniden yapılanma 28 Şubat sonrasında başladı. 28 Şubat post modern bir darbedir. Nokta’da yayınlanan günlüklere göre o sıralar zaten yeni bir darbe düşüncesi var, ama Hilmi Özkök’ün de çabasıyla yapamadılar, sonuçlarını göze alamadılar. STK’larla topluma yönelik mesajlar vererek, kendi görüşlerini topluma yansıttı. Bu değişik bir tarz tabi.

Bugünkü seçim sürecinde derin devletin CHP-MHP koalisyonunda bir hükümet istediği iddiaları ileri sürüyor. Bunun toplumu dizayn etme çalışmalarıyla bir ilgisi var mı?
Milliyetçi bir hükümet isteniyor gibi, ama samimi gözükmüyor. Bir iktidar sıkıntısı var. Hiç kimse iktidarı kendi isteğiyle teslim etmez. Bir güç düşünün, hem de silahlı ve 1960’dan buyana iktidarda, elbette iktidarı bırakmak istemiyor.

Bugün demokrasiyi koruyup, güçlendirme safında AKP mi var?
Hayır, burada tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan ona bakmak gerekiyor. Ama maalesef öyle görünüyor. AKP’nin geçmişi ve bir mağdur görünümü var. Halkımız da mağduru çok sever. Ancak AKP’nin bu mağdur görünümünden dolayı bir bilinçlenme de var. Hukuk, demokrasi gibi. AB sürecinde ilerlemeler var ama ben AKP’nin hukuk ve demokrasi bilincinin olduğuna inanmıyorum. Polis ve salahiyeti yasasını gözle kaş arasında çıkardılar. Çok korkunç bir düzenleme ve bunu AKP yaptı. Biz demokrasi mücadelesini, askeri vesayeti eleştirerek yapıyoruz. Askeri vesayet olmasaydı bizim eleştireceğimiz iktidarın uygulamaları olacaktı. Ancak, bu durum AKP’yi yapmadıklarından, yapamadıklarından muaf tutuyor. Sonuçta siyasi partiler tarafında da demokrasi bilinci yok; monarşik bir yapı, liderin isteğine göre milletvekili olabilme buna örnek. Askeri vesayeti bu da güçlendiriyor. Birbirini besleyen bir durum var.

Sözünü ettiğiniz iktidar mücadelesi seçim sürecine nasıl yansıyor?
Bir CHP-MHP koalisyonunu arzuluyor. Onun seçebileceği bir cumhurbaşkanını istiyor. O zaman rahatlayacak.

Demokratik bir seçim yapabiliyor muyuz?
Hayır, seçim zaten demokratik değil. Müdahaleler var, vesayet var, parti liderlerinin kendilerine göre oluşturdukları bir yapı var… Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir diyor Anayasa. Kağıtta böyle yazıyor ama bu gerçek değil. Ama varmış da bunu koruyormuşuz gibi yapıyoruz. Kandırmaca var. Kimse demokratik bir ülke diyemez. Laik mi? Hayır, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın olduğu bir ülkede laiklik olamaz. Bu sayede Sünni vatandaşlar üzerinde denetleme ihtiyacı hissediyor. Bu kuruma onun için devasa bir bütçe veriliyor. Hukuk devleti mi? Hiç değil. Sosyal mi? Hayır, Avrupa kriterlerine göre yoksulluğa ne kadar para ayırıyorsunuz? Sosyal politikalarınız var mı? Yok, IMF ne kadar verirse. Hiçbirisi yok, o zaman bu klişe yanlış.

Türkiye’nin en büyük meselesi Kürt sorunu. Burada da görülmeyen bir şey var mı?
Tarihsel bir sorun. Osmanlı’nın bir döneminde görmüyorsunuz çünkü özerklik verilmiş. Ama sorun cumhuriyetle birlikte başlıyor, çünkü tek kimlik üzerine devlet kuruyorsunuz. Sadece Türk diyorsunuz, başka hiçbir unsuru barındırmıyorsunuz. Atatürk tarafından Kürtlere verilen sözler olduğu da ileri sürülüyor. Ayrıca Türk milliyetçiliği asimilasyoncu. Cumhuriyet sonrası bir asimilasyon başlıyor. Balkanlar’dan gelenleri asimle ediyorsunuz ama Kürtleri edemiyorsunuz ve baskı politikası oluşturuyorsunuz. Cumhuriyetin baskı modelleri vardır. Kürtlerde zaten yarı feodal bir yapı var. Zamanında emirlikle yaşamış, merkezi devletin uygulamalarıyla 2. Mahmut’tan itibaren aşiret konfederasyonuna dönüşüyor, sonra yeniden aşiretlere dönüşüyor. Kürtler ters bir evrim yaşıyor yani. Asimle de olmuyorlar. İsyanlar çıkıyor. Modernleşememişler de. Cumhuriyet dönemindeki isyanların hepsi birbirine benzer şekilde bastırılmıştır. Bu politika aynen devam ediyor. Kürtler her zaman dolaylı yönden yönetilmiştir, aşiretler aracılığıyla.

Devlet neden doğrudan yönetmez?
Devletin işine geldi. Aşiretlerin bazılarıyla ilişki kurarak diğerlerinin üzerine gitmiş. Bugün de öyle. 1980’de işkenceler kurumsallaşmıştı. İnsanlar 90 gün gözaltında kalıyordu. Benim de o dönemde savcı olarak mücadelelerim oldu, ama tek başına bir yerine kadar. Nitekim iade edildim. Benim orada gözlemlerim var. Neyin ne olduğunu gayet iyi biliyorum. Devletin bu yaklaşımı milliyetçiliği azdırdı. Bu tutuma karşın siyasi partiler de sorunu çözecek bir alt yapı oluşturamıyor. “Düz ovada siyaset” diye bir ses geldi, uyarılar üzerine anında susuldu. Vesayet olduğu sürece siz hiçbir sorununuzu tartışamazsınız. Hadi Kürt sorunu her şeyi ile tartışılsın, yapamazsınız. Türkiye ne kadar boş şeylerle meşgul oluyor. 24 defa yaptığı bir şeyi (sınır ötesi harekatı kastediyor) 25’inci defa yapmayı tartışıyor. Aylardır bu konu bizi meşgul ediyor. Sosyal psikolojiyi de ilgilendiren, tarihsel, ekonomik boyutları var oysa. İnsanların kendi psikolojileri var, yaşananlar var… Bir de sorunu taşırıyorsun, uluslar arası boyuta getiriyorsun. Sana ne orada Kürt devleti kuruluyorsa. Senin adamların orada ticaret yapıyor, kalkındırıyor, Türkmen milletvekilin “Biz memnunuz” diyor. Buna karşın, ‘sen benimle birlikte hareket etmiyorsun’ diyorsun. Adamlar, “Daha önceki operasyonda 3 bin Peşmergemi kaybettim diyor. Gerçekçi olmak lazım. Çözüm, soruna çare olacak paketini açıklayan bir siyasi iradenin, vesayetinin önüne geçip, ‘ben gerekirse senden öneri alırım’ demesidir.

Derin devlet nasıl yok edilebilir?
Bunun yolu siyasi partilerden geçiyor. İktidara gelen hükümetlerin irade göstermesi lazım. Mesela Şemdinli’yi yargılayamıyorsunuz. Çünkü bunu askeri mahkeme yargılar diyor, böyle bir şey olur mu? Bunu tartışmak lazım; askeri yargı alanı çok geniş. Adeta koruma getiriyor. Genelkurmay Başkanı’nı yargılayamıyorsunuz mesela. Çünkü yargılayabilecek iki kıdemli üye olması lazım. Genelkurmay Başkanı’ndan daha kıdemli iki tane üye. Daha kıdemli kimse yok ki. Yani teknik olarak yargılanamıyor. Gerçekten demokrasiye inanmış bir hükümet bunun değişliğini yapmaz mıydı? Anayasaya göre askerin  siyasi beyanı, telkini suçtur.

Tempo

Reklamlar

Haziran 30, 2007 - Posted by | Araştırma, Diğer, Güncel, Gündem, Genel, Haberler, Siyaset, Türkçe, Turkiye, Yazilar

1 Yorum »

  1. bence derin devlet olmasa BÜYÜK TÜRKİYE CUMHÜRİYETİ VAR OLMAZ NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

    Yorum tarafından Alperen Alpaslanlı | Ekim 30, 2007 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: