VaTaN

► "Mahzenden Göklere" ◄

Bingöl’ün gölleri ve yüzen adaları


Göller ve efsaneler ülkesi Bingöl’ün tarihine bir göz atalım… Sonra turnalar gölüne gidelim ve gölün üstünde yüzen adaların üzerinde seyahatin güzelliğini gözler önüne serelim….

Bingöl'ün gölleri ve yüzen adaları

Yaşar İliksiz‘in Bingöl macerası -BÖLÜM 2-

Demiştim ki Diyarbakır’dan ayrılıp ağaçlık araziyi gördüğümüz an Bingöl’e girmiş bulunuyorduk. Karadeniz bölgesinden sonra en çok orman alanının bulunduğu vilayetimizin burası olduğu belirtiliyor. Fakat için garibi mobilyacılık sektörü yok. Bunun nedeni yetişen ağaçların cinsine bağlanıyor… İlin ekonomisi öncelikle hayvancılık sonrasında tarıma dayalı. Sanayi yok denecek kadar az… Ama şehir halkı 7’den 70’e çiftçiden köylüye, belediye başkanından valisine dek turizmin kendilerine kurtaracağına inanmış durumda. Bu inancın onları başarıya taşıyacağına eminim. Ancak şimdilik katetmeleri gereken çok uzun bir yol, gidermeleri gereken pek çok eksik var önlerinde…

Aslında imkanları olan fakat ziyniyeti değiştiremeyen illerle kıyaslandığında zihniyeti oturtmuş olması açısından Bingöl daha önde sayılır. Gerisi mevzuat ve maddi sorunları aşmaya kalıyor..

Ama turiste sadece var olanı gösterip onu tatmin edemezsiniz. Bu varlığın nereden nereye geldiğini, en eski tarihini de sunmanız lazım. Turiste sunduğunuz bilgi ne kadar geriye gidiyorsa. şansınız o kadar artıyor.

Bingöl’ün tarihi eserleri çok fazla olmasa da tarihi oldukça köklü.

Anadolu’nun doğusunda Yukarı Fırat bölümünde yer alan Bingöl ya da eski adı ile Çapakçur olan vilayetimiz İslam Kaynaklarında Cebel-i Cur olarak geçerken halk onu kısaca Çolik ya da Çevlik diye adlandırmayı seçmiş. Ama 1946 yıllarından itibaren Bingöl dağlarından esinlerek şehre Bingöl adı verilmesi uygun görülmüş…

BİNGÖL’ÜN ESKİ SAKİNLERİ

Bingöl’ün bilinen ilk sakinleri Komogane Krallığı sakinleri. Daha sonra Mittaniler, Hititler, Urartular, Sakalar. medler, Persler. Selevkoslar, Romalılar ve Roma bölününce de Bizanslılar şehrin sakinleri olmuşlar. 639 yılında İslam Orduları İyaz b. Ganem komutasında bu şehre gelmişler. Ancak şehir ortaçağ boyunca Bizanslılar ve Müslümanlar arasında el değiştirip durmuş. Ancak Malazgirt zaferi sonrası bu topraklardaki Bizans hakimiyeti kesin olarak sona ermiş. Bu kez de Türk Beylikleri arasında bir mücadele başlamış.  Selçuklar’ın zayıflamasından istifade eden Mengücekler, Saltuklar, Dimaçoğulları ve Danişmetler, Artukoğulları, Zengiler ve Eyyubiler şehri ele geçirmeşi başarmışlar. Hatta ünlü İslam kahramanı Selahattin Eyyubi’nin babasının bu ilde doğduğu rivayet olunmakta. Osmanlıların çöküşünden sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti döneminde Bingöl önce Elazığ’a bağlanmış. 3 sene sonra 1929 yılında Muş vilayetine bağlanmış. 7 yıl sonra Çapakçur adıyla vilayet olmaya hak kazanmış. 1946 yılında da   Bingöl adını almış.

BİNGÖL ADI BİR EFSANEYE DAYANIYOR

Efsaneye göre bir zamanlar bir avcı, Dogu’da göllük bir yerde keklik vurmuş. Kanlı kekligi göllerden birinin sularında yıkamış. Torbasına atıp köyüne dönmüş. Eve gelip torbayı açınca keklik kanatlanıp uçmuş.
Avcı kekligi yıkadıgı suyun ”Ab-ı hayat” oldugunu anlamış o zaman…
”Ab-ı hayat”, yani hayat suyu…
Koşmuş yeniden daglara… Bütün gölleri gezmiş, bütün suları tatmış. Ama bulamamış ölümsüzlügün sırrını saklayan gölü… Ahali de o günden beri arar dururmuş. Lakin Tanrı, iksiri saklayan göl bulunmasın diye, bin göl yaratmış oralarda… O yüzden oraya kurulan kentin adı Bingöl olmuş…

BİNGÖL EFSANELERİ

Bingöl efsaneler diyarı bir ilimiz. Öyleki şehirdeki göl sayısı kadar efsane var desek abartmış olmayız. Biz sadece şehrin adını taşıyan efsaneleri anımsatalım. Bingöl’de sıra dağlar, dağların üzerinde  çok sayıda büyüklü küçüklü  krater gölü yer alıyor. Gerçek sayısını araştırdığım kaynaklarda buladım.

Şehrin adı üzerine bilinen kadim efsane şudur ki Evliya Çelebi tarihinde de bu efsaneye öncelik veriliyor. “Bir zamanlar, bu dağlarda avlanan bir avcı, bir keklik avlar. Kanlı kekliği buradaki göllerden birinde yıkar, tüylerini yolar, torbasına atarak köyüne döner. Evine geldiği zaman torbayı açar, açmasıyla keklik “Pırrr.” Diye uçar, gider. O zamanla anlar ki kekliği yıkadığı göl, “‘b-ı hayat” tır. Koşar dağlara. Şu göl senin, bu göl benim arar da arar, bir türlü bulamaz. O gün bugündür, ararlar da bulamazlar ‘b-ı hayat gölünü. Yılda bir kez “Hızır Peygamber” in, “‘b-ı hayat” gölünde yıkandığı, abdest tazelediği söylenir. Ama ne zaman, hangi gölde bunu kimse bilemez. Bilinmemesi için de, Allah bir değil, bin göl yaratmış burada…” denilmekte. Ab-ı hayat ya da günümüz Türkçesi ile “ölümsüz yaşam suyu”  dur. Ama bu su hangi gölün suyudur bilinmez. Yıllardır aranır. bulunamaz derler. “Ondan kolay ne var hepsine gir çık, biri mutlaka tutar diyen” zeki okurlarımız olacaktır. Ösrünüz yeterse girer çıkarsınız orası beni bağlamaz. Ama o gölü bulmaya karar vermeden önce Stefen King’in şu meşhur Yeşil Yol’unu bir okumanızı da önenirim. Ola ki ölümsüzlüğün öyle önemsenecek bir değer olmadığını anlarsınız…

Yeni yetme bir efsaneye göre ise; bir zamanlar, Bingöl dağlarında düşman kovalayan bir bölük asker, içecek su bulamaz, karşıdan gelen arkadaşlarına suları olup olmadığı sorarlar. Onlar da, aştıkları dağın ardında bir göl gördüklerini, oradan su alabileceklerini söylerlar. Bölük, dağın tepesine ulaşınca, aşağıda bir değil, pek çok gölün bulunduğunu görerek seviçle haykırırlar: Burada bir değil, bin göl var!..
O günden sonra da bu dağlara “Bingöl” derler. Tabi inanırsanız…

YÜZEN ADALAR…

Neyse biz duyduğumuza değil gördüğümünüze inanalım. Evet Bingöl iddia edildiği gibi bir göller cenneti. Çok sayıda irili ufaklı göle sahip. Hatta bir ilçeden bir ilçeye giderken yol kenarında bile küçük küçük göller görmek mümkün. Şehrin sudan yana talihi açık. hele de şu günlerde büyük şehirlerin “Su, su” diye inim inim inlediği göz önüne alınırsa, suyu paraya çevirmeleri daha da kolay… fakat şimdi biz bu göllerin hepsini bir yana atıp, bir tanesine yoğunlaşalım. Çünkü Bingöl’ün diğer göllerinin benzerini sayıları itibariyle bu kadar yanyana durmasa da pek çokyerinde görmek mümkün. Fakat Turnalar gölünün yüzen adalarının benzeri çok az. Türkiye’nin çeşitli bölgeyerinde kayda geçmiş tam 8 ayrı yüzen ada vakası var. Fakat bunların hiç birisi Bingöl’ün yüzen adaları kadar görkemli ve etkileyici değil. En başta diğerlerinden hiç birinin üstüne binip bir salda gider gibi hareket etmeniz mümkün değil. Yani onlara yüzen ada demekten ziyade, su üstü adaları demek daha doğru bir tabir. Bunların en irisi Kelkit’in Ahmediye Gölü’nde bulunuyormuş.  ve 105 metrekare büyüklüğü varmış.

TURNALAR GÖLÜ’NÜN YÜZEN ADALARI

”Bingöl’ün Solhan ilçesi Hazarşah köyü yakınlarındaki Turnalar gölünde bulunan üç yüzen ada üzerindeki ağaçlar ve bitki örtüsü ile uzaktan muhteşem bir görüntü arz ediyor. Yanına yaklaştıkça da çekicilikleri artıyor. Bingöl-Solhan karayolununun 4500. metresinden itibaren asfaltı terk ediyorsunuz. Stablize yol üzerine tam 1,5 kilometre araç içinde sallana salana yol katediyor ve bu muhteşem güzelliğe ulaşıyorsunuz.

Ama Bingöl henüz turizm bilincini yeni oluşturduğu için sizi şöyle yorgunluğunuzu atacak güzelim tesisler karşılamıyor. Ada hakkında bilgi veren talelalarda yok. Tabi bizim gibi ‘tok turistler’  bu adaların güzelliğinin yanı sıra burada bir açık hava müzesi de görmek istiyor.  Ama mokosiklet ve antika araç tutkunlarının oluşturduğu guruplar ve kamp arayan gençler için muhteşem bir mekan olduğunu itiraf edelim. Bana sorarsanız çadırı kapan gitsin ve burada bir iki gün mola versin. Ama yanına bir büfeden tedarik etmesi elzem olan per ihtiyacını alarak gelsin çünkü yakınlarda tek bir tesis var. O da güzel ızgara ve çay yapmanın dışında pek bir ihtiyaça yanıt vermiyor…

Ama umarım yol asfatlandığı zaman bütün bu saydığım eksiklikler giderilmiş olur da siz de rahat rahat kamp yapmış olursunuz.

Lafı yine uzattık… İsterseniz siz bu arada bizim gördüğümüz manzaralara buradan bir göz atın, sonra ben size,  göl başında Solhan Belediye Başkanı ve Bölge Milletvekilleri ile konuştuklarımızı kısaca aktarayım…

FOTOGALERİ İÇİN TIKLAYINIZ…

Solhan Belediye Başkanı Niyazi Çavuşoğlu biz gölü gezerken ziyaretimize geliyor. İlçesinin ne büyük bir turizm potansiyeli olduğunun farkında. Ama imkanlarının kıtlığı ve bürokrasinin doğurduğu engelleri anlatıyor. Yanımıza gelenler arasında yerel meslektaşlarımız da var. Bingöl’ü bize eksiksiz tanımatabilmek ve onun güzelliklerini keşfedip, lezzetlerini tadabilmemiz için müthiş bir çaba sarf ediyorlar ki takdire şayan…

Çiceği burnunada Bingöl milletvekilleri Cevdet Yılmaz, Yusuf Çoşkun, Kazım Ataoğlu ve eski vekillerden Mukadder Başğmez de  heyeti ziyaret edenler arasında. Başeğmez bey her zaman olduğu gibi yakışılıklığını koruyor ve kendisini herkese fark ettirmeyi başarıyor. Bingöllü vekiller ise bu kadar basın mensubunu bulmuşken illerinin tanıtımını nasıl yapacağının ve sorunları nasıl aktaracağının telaşı içinde…

Turizmciler ve gazeteciler kendi bakış açılarıyla gördükleri eksikleri bir bir sıralayarak onlara mevcut potansiyelin nasıl altın yumurtlayan tavuğa çevrilebileceğine dair taktikler veriyor…

Sonra yola revan oluyoruz…  Daha gezecek ve aktaracak pek çok güzellik var ve Bingöllülerin dile getirdiği beklentiler var çünkü…

(Devam edecek..)

YAZI DİZİSİNİN DİĞER HABERLERİ

Bingöl’e nasıl gittiğimin hikayesidir

Bingöl dağlarında ‘tanıtıcı TİM’

Reklamlar

Ağustos 2, 2007 - Posted by | Diğer, Güncel, Gündem, Genel, Haberler, Tanıtım, Türkçe, Turkiye

4 Yorum »

  1. biraz daha ayrıntılı olmalıydı bence ama yine de güzel bize bukadar bilgi verdiginiz için teşekkür ederim

    Yorum tarafından damla | Nisan 11, 2008 | Cevapla

  2. bu yuzen adalar hakkinda cok carpici hikayeler var aslinda ; kaynaklarinin ne kadar dogru oldugunu bilmiyorum ama bazi bilim adamlari ( isvicre’ den yanilmiyorsam) gelip adalar hakkinda arastirma yapmaya calismislar hatta bazi dalgiclar suyun derinliklerine kadar inip aslinda bu yuzen adalarin esrarini bulmaya calismislar. Fakat soylenilene gore olenler olmus. tabi bu yine guzel halkimizin abartip kabarttigi ve efsanelestirmeye calistigi bir hikaye de olabilir. Ama ailem orayi kesfedip ziyaret ettiginde cok sasirdiklarini ve mukemmel bulduklarini soylemislerdi. Evet haklisiniz ziyaretcilere ozel herhangi genis kapsamli bir tesis maalesef yok. Guzel bir yazi olmus tebrikler. sevgiler

    Yorum tarafından Derya | Aralık 23, 2008 | Cevapla

  3. ben ertugrul şuşar.

    Yorum tarafından ertugrul şuşar | Ocak 17, 2010 | Cevapla

  4. çok güzel de şu gölü birde görebilseydik ne iyi olurdu.

    Yorum tarafından deniz | Şubat 28, 2010 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: