VaTaN

► "Mahzenden Göklere" ◄

İlk Meclisteki adaylar ve aldıkları oy.. Mustafa Kemal Atatürk kaç oy almıştı?


24 Nisan 1920’de yapılan ilk Meclis Başkanı seçimine kaç kişi katılmış ve adaylardan Mustafa Kemal kaç oy almıştı? İşte Mustafa Kemal’in ve rakibinin aldığı oy oranları..

23 Nisan 1920 günü Hacı Bayram Camii’inde toplanan mahşeri kalabalık sesli veya sessiz dua mırıldanmakta tekbir getirmektedir. Milletvekileri dua ederek Meclis binasının önüne gelirler. Burada da topluca dua edilir. Hayırlara vesile olması dilekleriye kurbanlar kesilir.

87 yıl önce İşgal altında bulunduğu için artık toplanamayan İstanbul’daki Meclis-i Mebusan’a mensup çok sayıda milletvekiliyle, yurdun dört bir yanından seçilen belirli üyeler, Ankara’da toplanarak Büyük Millet Meclisi’nin temellerini atmışlardı.İstanbul’un İngilizler tarafından işgal edilmesi, Birinci Meclis’in açılmasına uzanan başlangıcı oluştururdu. İşgal altında bulunan İstanbul’daki gelişmeler, mebusların toplanmaları için de engel teşkil etmeye başlamış, bunun üzerine, İstanbul’daki Meclis-i Mebusan, faaliyetine işgal nedeniyle 18 Mart 1920’de oy birliği ile son vermişti.

Ardından Ankara’da yeni oluşturulacak meclis için çağrılar yapılmış, Ankara’da toplanan milletvekilleriyle, 11 Nisan 1920’de bir ön görüşme yapılmıştı. Bu ön görüşmede, Meclis’in 22 Nisan Perşembe günü açılması kararlaştırılmış, ancak bu karar fazla uzun sürmemişti. Çünkü daha sonra karar değişikliğine gidilerek açılış tarihi 23 Nisan Cuma gününe ertelenmişti. Değişikliğin nedenini Mustafa Kemal, “Heyet-i Temsiliye Reisi” sıfatıyla ‘Kolordulara, 61. Fırka Komutanlığına, tüm vilayetlere, müstakil livalara, Müdafa-i hukuk heyet-i merkezlerine ve belediye reislerine” gönderdiği 21 Nisan 1920 tarihli tamiminde “Cuma gününün kutsallığından yararlanmak” olarak açıklamıştı.

Bu, aynı zamanda, toplumda son derece güçlü olan ve milli mücadeleyi başarıya ulaştıran dini duygu ve düşünceleri dikkate alan yaklaşımın da gereğiydi.

Dua ve tekbirlerle açılan Meclis

23 Nisan 1920 günü Hacı Bayram Camii’inde mahşeri bir kalabalık toplanır, her zamankinden daha yoğun duygularla cuma namazı kılınır. Namaz çıkışında çoğunun halkın içinden çıkmış kimseler oldukları giysilerinden kolaylıkla anlaşılan milletvekilleri Meclis olması kararlaştırılan binaya gitmek üzere topluca hareket ederler. Hacı Bayram Camii ile Meclis arasındaki koca meydan, köyden kentten gelen insanlarla hınca hınç doludur. Herkes sesli veya sessiz dua mırıldanmakta tekbir getirmektedir. Milletvekileri dua ederek Meclis binasının önüne gelirler. Burada da topluca dua edilir. Hayırlara vesile olması dilekleriyle kurbanlar kesilir. Milletvekileri binaya girer ve açılış konuşmasını en yaşlı üye sıfatıyla Sinop Milletvekili Şerif Bey yapar. Şerif Bey, metnini Mustafa Memal’in kaleme aldığı konuşmasında, “Tüm müslümanların halifesi ve Osmanlıların padişahı Sultan Mehmed hazretlerinin ve saltanatın sürekli merkezi olan İstanbul ile işgal altında türlü zulümler altındaki illerin kurtarılmasında” başarılı olunması dilek ve dualarını dile getirirken, herkesin paylaştığı duygu ve gayelere tercümanlık yapar.

24 Nisan günü Meclis Başkanı seçimine geçilir. Meclis başkanlığı seçiminde iki aday yarışır. Adaylardan Celaleddin Arif Efendi’nin aldığı oy 109 olarak açıklanırken, Mustafa Kemal’in aldığı oy 110 olarak ifade edilir.

Vekil sayısı çelişkili

Birinci Meclis’in milletvekili sayısı ile ilgili çok farklı görüşlere rastlamak mümkündür. Mahmut Goloğlu 390, Ali Fuat Cebesoy 442, Damar Arıkoğlu 318, Mazhar Müfid Kansu 399, Erik Jan Zürcher 324, Tarık Zafer Tunaya 338 sayılarını ifade ederler. Birinci Meclis’in milletvekili sayısındaki karışıklığın nedenlerinden bazıları şunlardır; Bazı milletvekilleri seçildikleri halde Meclis’e gelmemiş, bazıları çağrılara olumsuz karşılık vermiş, Meclise gelenlerden de bazıları vefat etmiştir. İlk Meclis’in en önemli özelliklerinden biri de, Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne geçişte yer alan en önemli kurum olmasıdır. Birinci Meclis düşman işgaline karşı verilen mücadeleyi fiilen yürüten bir grup olmasıyla da diğerlerinden farklı bir konuma sahiptir.

TBMM adı nasıl oluştu?

Meclis 23 Nisan tarihi itibariyle faaliyete başlar. Ama Meclis’in resmi bir ismi yoktur. İsim konusunda bir karara ulaşmakta yaşanan zorluk, Meclis’in ismine büyük önem verilmesinden kaynaklanır. Sonunda 11 Nisan tarihinde farklı üyeler tarafından “Meclis-i Kebir”, “Meclis-i Kebir-i Milli”, “Kurultay” veya “Meclis- Mebusan” isimleri ön plana çıkar.

Toplantıda isim konusunda bir karara varılmamasına rağmen, Meclis’in açılış konuşmasını yapan Şerif Bey’in “Büyük Millet Meclisi’ni açıyorum” demiş olması genel eğilimin oluştuğunu gösteren ipucudur.

Meclis’in açılışını takip eden günlerde, Mustafa Kemal’in denetiminde yayınlanan “Hakimiyet-i Milliye” gazetesi ısrarla “Meclis-i Kebir-i Milli” ismini kullanmaya devam eder. Ancak takip eden günlerde, “Büyük Millet Meclisi” ismi daha yaygın olarak kullanılır. Bir süre sonra da bazı milletvekilleri mevcut isimin önüne “Türkiye” ibaresini eklerler.

8 Şubat 1921 tarihli İcra Vekilleri Heyeti Kararnamesi’ndeki kullanımını takiben “Türkiye Büyük Millet Meclisi” Meclis’in daimi ve resmi adı olur.

Mustafa Kemal’den tarihi telgraf:

Meclis’i Cuma günü namazdan sora dua ve kurbanlarla açacağız. Ön görüşmede 22 Nisan Perşembe olarak belirlenen Meclis’in, açılış gününün neden 23 Nisan Cuma gününe alındığı Heyeti Temsiliye Reisi Mustafa Kemal’in şu telgrafında açıkça belirtilir…

Telgraf:

Çok ivedi

– Allah’ın lütfuyla Nisan’ın 23’üncü Cuma günü, Cuma Namazı’ından sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır

– Vatanın istiklali, yüce hilafet ve saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi’nin açılış gününü cumaya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Veli Camii Şerifi’inde Cuma namazı kılınarak Kur’an’ın ve namazın nurlarından da feyz alınacaktır. Namazdan sonra Sakal-ı Şerif ve Sancak-ı Şerif alınarak Meclis’in toplanacağı yere gidilecektir. Meclis’e girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Bu merasimde Camii Şerif’ten başlayarak Meclis binasına kadar Kolordu Komutanlığı’nca askeri birliklerle özel tören düzeni alınacaktır.

– Açılış gününün kutsallığını belirtmek için bugünden başlayarak vilayet merkezinde Vali Beyefendi’nin düzenleyeceği şekilde hatim indirilmeye ve Buhari Şerif okunmaya başlanacak ve hatm-i şerifin son kısımları uğur getirsin diye cuma günü namazdan sonra Meclis’in toplanacağı yerin öünde tamamlanacaktır.

– Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde bugünden itibaren aynı şekilde Hatm-i Şerifler indirilmesine ve Buhari Şerif okunmasına başlanarak Cuma günü ezandan önce minarelerde sala verilecek, hutbe okunurken halifemiz, padişahımız efendimiz hazretlerinin mübarek adları anılırken, padişah efendimizin yüce varlıklarının şanlı ülkesinin ve bütün tebaasının bir an önce kurtulmaları ve saadete kavuşmaları için ayrıca dua okunacak ve cuma namazının kılınmasından sonra da hatim tamamlanarak yüce hilafet ve saltanat makamı ile bütün vatan topraklarının kurtuluşu için girişilen milli mücadelenin önemini ve kutsallığını, milletin her bir ferdinin kendi vekilllerinden meydana gelmiş olan bu Büyük Millet Meclisi’inin vereceği vatani görevleri yapmaya mecbur olduğunu anlatan vaazlar verilecektir. Daha sonra halife ve padişahımızın din ve devletimizin vatan ve milletimizin kurtuluşu, selameti ve istiklali için dua edilecektir. Bu dini ve vatani merasim yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan sonra, Osmanlı vilayetlerinin her tarafında hükümet konağına gelinerek Meclis’in açılmasından dolayı resmi tebrikler yapılacaktır. Her hafta Cuma namazından önce uygun şekilde Mevlid-i Şerif okunacaktır. (Atatürk’ün Bütün Eserleri C.7, s.344, 345)

Mustafa Kemal

21 Nisan 1920

ZAFER KAZANILDIKTAN SONRA TAVIRLAR DEĞİŞİYOR

Kazım Karabekir Paşa Meclis’in açıldığı günkü ruhani havanın etkisini uzun süre üzerinden atamadığını belirtir. Aslında Karabekir’in ifade ettiği “ruhani hava” Birinci Meclis’te özellikle ilk zamanlar hep güçlü bir şekilde varolur. Meclis’in bu özelliğine tanıklık etmesi açısından İzmir Milletvekili Mahmut Esat Bozkurt’un şu açıklaması önemlidir; “Meclis’te müezzin beş vakit ezan okur, imam cemaate namaz kıldırırdı.” Ancak bu ruhani hava zamanla bozulur. Bozkurt ve Atay zamanla gerçekleşen değişimi şöyle anlatırlar; “Dikkate değer ki, Kurtuluş Savaşları zaferle taçlandıktan sonra Atatürk Ankara’ya döndü. Meclis kapısı önünde resmi üniformasıyla bekleyen imam efendi Atatürk’ü durdurdu, ellerini kaldırdı, fakat dini duaya başlar başlamaz Atatürk hiddetle, “Burada böyle şeylere lüzum yoktur, bunları camide yapabilirsiniz. Biz savaşı dua ile değil, Mehmetçiğin kanı ile kazandık!” dedi ve imamı kovdu.” ( M.Esat Bozkurt, Atatürk İhtilali, s. 146,147)

BEŞ VAKİT EZAN OKUNAN MECLİS

Kazım Karabekir Paşa, Meclis’in açıldığı günkü ruhani havanın etkisini uzun süre üzerinden atamadığını belirtirken, İzmir Milletvekili Mahmut Esat Bozkurt da, “Meclis’te müezzin beş vakit ezan okur, imam cemaate namaz kıldırırdı” diyerek, o günkü havayı anlatır. Ancak bu ruhani hava zamanla bozulur…

Meclis açılmış ve milletvekilleri yerlerini almıştı. Meclis’te yapılan konuşmalarda, Ankara’da toplanan milletvekilleri görevli olarak geldiklerini ve padişaha olan bağlılıklarının bilincinde olduklarını ifade edeceklerdir. Çok geçmeden İstanbul’da zor durumda bulunan padişaha bağlılık telgrafı göndermişlerdi. 27 Nisan tarihini taşıyan Meclis Başkanlığı imzalı yazıda, İstanbul’un zor durumda olduğu için Ankara’da toplanıldığı, padişaha her zamankinden daha fazla bağlı olunduğu, bütün toplantıları halifeyi anarak açtıkları bildiriliyordu.

İşte, Meclis’in açılmasından 4 gün sonra İstanbul’daki padişaha gönderilen yazıdan bir bölüm;

“Halife hazretlerinin yüce katına

Halife ve pek kutsal hakanımız, efendimiz:

İstanbul’un işgali ve bunu izleyen çok acıklı olaylar üzerine durumu inceledik ve yüce saltanatınızın haklarını ve ulusal bağımsızlığımızı savunma ve sağlamak amacıyla bu kez Ankara’da Büyük Millet Meclisi halinde toplandık. Anadolu’nun düşman salgını altında olmayan her köşesinden gelen ve ulusça olağanüstü yetkiyle görevlendirilen milletvekilleri oybirliği ile aldıkları bir kararla yüksek katınıza bazı gerçekleri arz etmeyi kendileri için bir bağlılık ve kulluk borcu bildiler… Padişahımız… Görkemli Padişahımız… Yücelerin yücesi efendimiz.. Yüreğimiz bağlılık ve kulluk duygusu ile dolu olarak, tahtınızın çevresinde her zamandan daha sıkı bir bağlantı ile toplanmış bulunuyoruz. Toplantısını ilk sözü Halife ve Padişahına bağlılık olan Büyük Millet Meclisi, son sözünün yine böyle olacağını yüce katınıza en büyük saygı ve gönül eğilmesi ile sunar” (27 Nisan 1920- Meclis Başkanlığı) (Velidedeoğlu, İlk Meclis- Milli Mücadelede Anadolu, s.85-88)

Meclis gruplara ayrılıyor

23 Nisan 1920’de açılan ilk Meclis büyük bir mozaik niteliğindeydi. Açılışı Cuma günü, dua edilerek, kurbanlar kesilerek yapılan Meclis’te, inanç, kıyafet ve etnik ayrım yapılmadan, herkes sadece vatanın ihyası için hazır bulunuyordu..

Ancak birinci Meclis, zamanla gizliden gizliye ‘halifeciler’ ve ‘cumhuriyetciler’ olarak iki gruba bölünmüştü. Aslında bu bölünmenin nedenlerinden en önemlisi yine, ‘Kurulacak cumhuriyetin nasıl olacağı?’ sorusunda düğümleniyordu. Birinci grubun öncülüğünü Mustafa Kemal üstlenmiş, muhalif grupta ise, Ali Şükrü Bey, Kazım Karabekir, Hüseyin Avni Ulaş gibi önemli isimler yer alıyordu.

Aynı dönemde Lozan görüşmeleri de ilk Meclis’te yoğun tepkilere neden oluyordu. Meclis’in ezici çoğunluğu Lozan’da büyük tavizler verildiğine inanıyor, İsmet Paşa’yı kınayan açıklamalar yapıyordu. Gerek cumhuriyet rejiminin şekline itirazlar, gerekse Lozan anlaşmasına tepkiler Mustafa Kemal ve arkadaşlarını yeni arayışlara itti.

Muhalefet tasfiye ediliyor

1921 yılında tepkiyle karşılaşılınca, çalışmalar bu defa ‘el altından’ yürütülmeye başlandı. İlk olarak Meclis’teki sivil muhalif milletvekillerinden bir kısmı tasfiye edilmiş, bir kısmı da şantaj ve gözdağı ile bu tepkilerinden caydırılmak istenmişti. Ancak ordu içinden bazı paşalar, en önemlisi Kazım Karabekir Paşa da, bir türlü ikna edilemeyenler arasındaydı.

Mustafa Kemal’in, Karabekir’in de aralarında bulunduğu bazı silah arkadaşlarıyla arası açılacak boyuta gelmişti. Bunda, M. Kemal’in etrafında bulunan Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Yusuf Kemal (Tengirşek) Yunus Nadi (Abaloğlu Cumhuriyet gazetesi sahibi) Akçaroğlu Yusuf, Mahmut Esat (Bozkurt) gibi şahısların payı büyüktü. Birinci ve ikinci grup arasında en büyük tartışmalardan bazıları, saltanatın kaldırılması, içkinin yasaklanması ve Lozan Antlaşması olaylarında yaşanmıştı.

Sonunda Birinci Meclis 1 Nisan 1923 tarihinde dağıtılmış, ardından da tek kişi yani Mustafa Kemal tarafından yapılan listedeki isimler halka alternatifsiz olarak seçtirilmişti. Seçim sonucunda 22 Haziran 1923 tarihinde oluşan Meclis’te artık, Lozan karşıtı, M.Kemal karşıtı kimse olmayacaktı. Bu durum ‘tek adam’ Mustafa Kemal’in daha rahat hareket etmesini doğal olarak sağlayacaktı.

‘Kız gibi Meclis’ oluşturma girişimi

Dönemin gazetecilerinden İsmail Habip Sevük, Mustafa Kemal’le bir röportaj için Çankaya’ya çıkmıştı. Mustafa Kemal burada amacının “Kız gibi meclis yapmak” olduğunu belirtmişti. Bunun üzerine İsmail Habip; “Demek Meclis feshediliyor?” deyince M. Kemal’le aralarında şu konuşma geçmişti;

“Nereden biliyorsun?” der gibi yüzüme baktı. “Kız gibi bir Meclis yapalım buyurdunuz da.”

O sözü ağzından kaçırdığına pişman olmuş gibi görünen bir tavırla dedi ki; “Hayır, Meclis fesh olunmuyor, olunamaz. Yalnız kendi kendine tecdid-i intihaba karar verecek!” ve arkasından tenbih etti “Şimdilik bunu kimseye söylemeyeceksin ha!” (Sevük, Atatürk İçin, C.1, s.274)

İKİNCİ MECLİS VE SONRAKİLER

İkinci Meclis ise 72 seçim bölgesinden gelen 287 üyeden oluşuyordu. 1923 yılının Temmuz ayında gerçekleşen seçimleri takiben 2 Ağustos’ta toplanması gereken meclis, sadece 70 milletvekilinin iştirakı nedeniyle 11 Ağustos’ta toplanabilmişti.

İkinci Meclis’in ilk gündemine aldığı konu Lozan olmuştu. Birinci Meclis’in sert tepkileri üzerine onaylanmayan Lozan Antlaşması “Kız gibi Meclis”te onay almıştı. Ardından Ankara’nın başkent olarak kabulü, (13 Ekim) ardından Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim) ikinci Meclis’in önemli icraatlarını oluştuyordu.

Milli egemenliğin merkezi olarak gösterilen Meclis’e müdahaleler ilerleyen tarihlerde yeniden gündeme gelecekti.; 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 tarihlerinde de çeşitli gerekçelerle müdahaleler yapılacaktı.

VE 2007…

Milletin temsilcilerinin yer aldığı Meclis, dört kez darbeye maruz kaldı. Darbelerle başbakanlar asıldı, siyasiler yasaklandı, sürüldü, başörtülü temsilcinin yemin ettirilmesine dahi izin verilmedi, halkın Meclis’e gönderdiği pek çok vekilin mazbatası alındı, bileklerine kelepçe vurulup hapislere gönderildi.

Cuma günü kurbanlar kesilerek, dualarla açılan Meclis bugün bambaşka tartışmalara kaynaklık ediyor. Meclis’in açılış yıldönümü resepsiyonlarına, milletin vekilleri başörtülü eşlerini davet edemiyor, Meclis Başkanı, ‘kriz çıkar’ endişesiyle eşinin adını davetiyelere yazdıramıyor.. Ülkenin başbakanı da, milletvekilleri gibi eşini Meclis’in kuruluş yıldönümü resepsiyonuna götüremezken, kızlarını da kendi ülkesinde başörtülü oldukları gerekçesiyle okutamıyor… Yazı şekli değişse de mana itibariyle değişmeyen tek şey Meclis duvarındaki yazı oluyor; “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir…’

M.KEMAL’İN İLK MECLİS KONUŞMASI:

Yasalarımızda halife de yerini alacaktır

Mustafa Kemal de Meclis’in açıldığı günün ertesi günü verdiği önergede saltanat ve hilafetin geleceği ile ilgili şunları söyler; “Düşmanlarımız saltanat ve hilafeti birbirinden ayırmak istiyorlar. Bizim amacımız bu iki makamı ayırmanın milli iradeye uygun olmadığını göstermek ve mukaddes makamı esaretten kurtarmaktır… Hilafet ve Saltanat makamını kurtarmayı başardıktan sonra meclisimizin düzenleyeceği yasalar çerçevesinde padişahımız da yerini alacaktır” (TBMM Gizli Celse Zabıtları, C.1, s.9)

Hatta öyle ki, Padişah’ın, milletvekillerini “asiler” diye suçlamasına rağmen, padişaha bağlılık ve saygıyı terk etmez. “Esaret altında bulunmasa, padişah vatanın istiklali için çalışanlara asi demez. Zatı şahanelerinin ağzından işitsem mutlaka bunun icbar ve tazyik altında bulunduğuna hükmederim” (Öztürk, Atatürk’ün TBMM Açılışı ve Gizli Oturumlardaki Konuşmaları, s.72) diyerek padişahın durumunu mazur görür.

KAYNAKÇA:

– Ertunç, Ahmet Cemil–Cumhuriyetin Tarihi (Pınar Yayınları)

– Yakın Tarih Ansiklopedisi.

Reklamlar

Ağustos 9, 2007 - Posted by | Araştırma, Arşiv, Diğer, Güncel, Gündem, Genel, Haberler, Siyaset, Siyasetçiler, Son Dakika, Türkçe, TBMM, Turkiye

7 Yorum »

  1. siz ki şu anda vatanın her bir topragını satmaya çalısan(VAKIFLAR YASASI) biR hükümeti büyük meclis kurtarıcı meclis olarak tanıtmaya çalışan şerrefsizler bilmiyorsunuz ki sizin o padişah(halife) Vahdettin ve yandaşlarının ülkeyi aynı şu an oldugu gibi yabancı ülkelere peşkeş çekerken halkın ne zulüm ne zorbalıklara mahruz kaldıgını bilmiyorken yurdu tüm işgallerden temizlemeye çalışan büyük ordumuza milletin meclisine ve onu kuranlara ettiğiniz laflara bakın şunu unutmayın ki :”BAGIMSIZLIK OLMADAN OLUR MU İBADET, SEN YAT KALKTA M.KEMAL’E DUA ET,EY ŞEREFSİZLER SİZ ANANIZDAN DOGARDINIZ AMA BABANIZ KİM OLUR DU BİLMEZDİNİZ BİLE.” ONUN İÇİN AKLINIZI BAŞIZA ALIN ŞU YÜCE MİLLETİN DEGERLERİNE ATATÜRK İLKE VE İNKİLAPLARINA SAHİP ÇIKIN DANGALAKLAR

    Yorum tarafından zencis..iken | Temmuz 28, 2008 | Cevapla

  2. Peki bunlar yapılmasaydı (Atatürk dönemini kastediyorum) bugün Irak, Ürdün, Pakistan ve benzerlerinden bir farkımız olur muydu?

    Yorum tarafından Cezmi | Temmuz 30, 2008 | Cevapla

    • Irak Ürdün Pakistan’dan ne farkımız var? Aynı onlar gibi sömürülüyoruz 90 yıldır. Tütün ekimine bile kota koyulan bir devletiz. Savunma sanayimiz tamamıyla dışa bağımlı. Dış politikada taşerondan öte işlevimiz yok. Misak-ı Milli diye yola çıkılmış Misak-ı Millinin yarısından fazlası talep dahi edilmemiş Lozan’da. Iraklıya, Pakistanlıya da sorsan Türkiye gibi “gavurlaşmadık” der. Siz devam edin masallara inanmaya sakın uyanmayın ama. Uyandığınızda pis bir kenef çukuru misali olduğunu göreceksiniz “milli değer” dediğiniz şeylerin. Batılılaşın iyice. Giyin şapkalarını, soyun kızlarınızı yarışmalara sokun “cesur” kıyafetlerle, namaz kılan çocuk gördünüzmü haber yapın korku filmi müziği eşliğinde ana haber bültenlerinde, dedenizin mezar taşını okuyamazken öğrenin batı dillerini, ecdadınıza tarihinize sövün bununla da övünün… Ama şunu iyi bilin ki; sayınız gün geçtikçe azalıyor.!!!

      Yorum tarafından Salih Yücel | Haziran 10, 2014 | Cevapla

  3. 90san senedir sahip ciktik hangi devlete vizesiz girebiliyoruz,osmanli zamaninda atalarimiz geldiginde avrupali atinin uzengini opmek icin siraya giriyordu ve bugun,,,,,,ustteki cevap veren ,,,KABAK once tarihi oku,,sonra yazmaya devam ede bilirsin

    Yorum tarafından bil | Ekim 23, 2008 | Cevapla

  4. BU vatan TÜRKLERE attitir KİMSE bu VATANI bölemez …

    Yorum tarafından burcu | Mayıs 21, 2009 | Cevapla

  5. Çok Teşekkürler. Çok Güzel Bir Paylaşım….

    Yorum tarafından Mustafa Kemal Atatürk | Aralık 11, 2009 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: