VaTaN

► "Mahzenden Göklere" ◄

Yaramız ve yarabandımız “Gençlik” ölürken


Delirmek üzere olan bir dosttan bahsederek başlıyoruz. Adamın adına gerek yok. Zeki… Zengin… Yakışıklı… Emrinde 300’den fazla adam çalışıyor… Artık yaşamaktan başka hedefi kalmamış…

Bir filmde geçebilecek, belki de hiç kullanılmayacak bir sekansa yerleştirelim bu beyzadenin yaşadıklarını … Akıbetimizden… En olumlu akıbetimizden… Varılacak muhtemel son noktadan…

“35 yaşlarındaki bir genç adam; son model arabasıyla şirketine gelir. Geniş koridorlardan sakince, az sonra ölecekmişçesine sakince yürür, onlarca departman kapısından geçer, yüzlerce çalışanına bakar, bir ton bilgisayar, bir ton kağıt, bir ton ofis saçmalığının yanından geçer… Şirket sahibi olarak en güzel şekilde tanzim ettiği odasına girer … Devasa zengin döşenmiş odasında misafirlerini oturttuğu o ceylan derisi koltuğa bırakıverir kendini… Hiç kıpırdamadan durur öylece… Bakış yönü koltuğunun önündeki, üzerinde küllük, değişik dekoratif süs eşyası ve dergilerin olduğu bir sehpadır. Ona uzun uzun bakar… Delirmiş gibi bakar… Adam, dedesini hatırlar… Dedesi, huzur demektir… Hatırladıkları; bir akşam vakti, ezanı dinlediği dizdir. Dedesinin dizi… Dedesi; dizinde yatırdığı torununa kara erik yedirmektedir. Erik sonrası ezan içirmektedir. Ezan sonrası abdest alan dede-torun beraberce namaz kılarlar…İstenen budur. Özlenen… Plazaların veremediği en önemli hayat, en anlamlı hayat kırıntıları… ”

Her mevkiye geleceğiz, her başarıyı kazanacağız, istediğimiz her şeyi yapabilecek bir lüksümüz olacak; ama kalbimiz hep özleyecek… İsteyecek… Kaybettiğimiz her şeyi… Gerçekleştiremediğimiz gençliğimiz, hep çocukluğumuzun huzurlu dakikalarımızı özleyecek…

2020 yılında belki de global bir sömürge olacak Türkiye’de çöplükleri yalayacak gençliğimizin bir bölümü…

Yada sömürgeleştirilmiş ülkesinden hiç kompleks duymadan ruhunu satmakta beis görmeyeceği adi sokaklara satacak kendini…

Bir zencinin güzel bir cevabı vardı, fakirlikle ilgili bir soruya karşılık: “Biz fakir değiliz, sadece paramız yok”… Fakir olmak… Parası olmamak… İki özgün kavram… İki özgün mana… Güzel… Acının yoğurduğu zenci gencin bu sözleri karşısında saygı duyuyoruz.

Katolik bir kadın mahkum kendine rasgele kitaplar getiren cezaevi yönetimini “Benim zihnim çöplük değildir. Okuyacağım kitabı ben seçerim” diye protesto etmişti.

Bu iki örneği; seçebilme, reddedebilme, karar verebilme, özgüven sahibi olma ve benzeri kavramların insana, kendisini gerçekleştiren tüm bireylere nasıl bir hareket alanı sunduğunu anlatmak için verdim.

“Bu toprakların genci, T.C kimliği taşıyan gençlik; ahh yaramız ve yara bandımız.” diye peşinde koştuğumuz, canına can kattığımız, gerçekleştirmeye çalıştığımız, harekete geçirmeye çalıştığımız, 200 yıldır kendinden zorla alınan özgüvenini kendisine tekrar sunmak istediğimiz gençlik; yani şu sokakta kızın poposunu cep telefonuyla çeken velet, kahvede kırmızı yediliye okey atmak için bekleyen genç, istikbali göklere bakarak arayan Mehmet, ninesinin kollarını kesip bileziğini çalan Cemil, hayatını sadece ve sadece bir spor gazetesindeki sıradan bir transfere sıkıştırmış İbrahim, kendisini her gün yabancı ellere veren Jale, her gün farklı kokulardaki kadınlardan tat alan Ahmet, üniversiteli öğrenci evlerinde zamanını katleden Hasan, porno dünyasının dehlizlerinde kaybolmuş çocuklarımız…

“Popüler kültür” diye saçma bir kavrama iliştirilmiştir geleceğimiz, gençliğimiz; bizler nitelikli bir sancının ortasında kalmışızdır.

Anlamakta zorlandığımız her tür siyasi ve kültürel manipulasyon kalbimizi delecekken, her gün ona doğru koşmadayız. Yangına… Büyük yangına… Büyümekte… Ateşin açlığı artmakta…

İyice sıyrıldığımız dedemizin kalbi, iyice uzaklaştığımız “Selahaddin yüreğidir kurtuluşumuz” ama bunu göremeyiz. Belki asırlarca da toplum olarak göremeyeceğiz…

“Reel politik” diye bir saçmalığa tutunan siyaset, “Aman şöyle desinler, böyle demesinler” diye kıvranan toplumsal davranışlar yumağının genel aptallık katsayısı vs…

“Hayat; iman ve cihad’dır” anlayışından, “Hayat, para ve zevktir” uçurumuna koşan deli dolu vatan evlatları…

Kaybettiğimiz, kazanmak gibi bir kavrama yabancılaştığımız zamanın en berbat anlarında nefes alıyoruz; onurun, izzetin, şerefin ve adaletin başkenti; dünyanın başkenti İstanbul’da…

Berbat bir bilgi çöplüğüne dönüşen küresel ekonomi, küresel medya üzerimize parçalanmış ruhları ve cesetleri atarken biz hep kurtuluş savaşını nasıl vereceğimizi düşünmeye çalışacağız, ama fırsat bulamadan “Kapital” saçmalığına tutunmuşlarla boğuşuyoruz…

Ey yaramız, ey yara bandımız!

Siz!

Yeter artık diyebilecek güç ve sinerji her nerenizdeyse çıkarın?

Dünya birkaç gün sonra sona erecek.

Korkmayın kimse bir şey kaybetmiyor, kimse kazanmıyor bu rengi maviden kırmızıya dönüşen dünyada…

“Gel, yapma, etme…” diye diye peşinde ömrümüzü tüketeceğimiz geleceğimiz, gençliğimiz….

Sana seslenirken sözlerimizi hep doğaçlama söyleyeceğiz…

Bu, ikiyüzlülük konusunda ciddi aşama kaydetmiş toplumumuzda seninle yeni bir başlangıç, yeni devrimler, yeni savaşlar, yeni zaferler için çalışacağız…

Bırak elinden o saçmalıkları…

O “ot” da ne öyle…

Mayışmayalım… Diri duralım…

Ey, cep telefonuna poposunu göstererek gezmeyi marifet zanneden geri zekalı kızlarımızın görüntülerini çeken genç çocuk!

Ey kırmızı yediliye bel bağlamış velet!

Ey yabancı kollarda, adi ruhlarda dolanan güzel kız!

Zaman doluyor…

Yara kanıyor…

Kentlerimizde ruh kalmadı…

Dünya kalp kriz geçiriyor…

Zamana çomak sokun…

Hızlı koşun geleceğe…

Tren kaçıyor…

Kurtuluşa gelecekler için son çağrı…

Yaramız ve yara bandımız…

Kangrenimiz … Göz yaşlarımız… Kanımız… Canımız… Ruhumuz….

Gençliğimiz…

Sensiz hiçbir yola çıkamayacak ve gidemeyeceğiz…

Sen de biz de öleceğiz bu aptallık cehenneminde…

Gel, gidelim …

Kara erik yiyip, ezan içelim…

Yerli mallara yaslanıp, kendimiz için iyi hayaller kuralım…

Kendimiz için…

Öbür dünyaya…

“Biz fakir değiliz, sadece paramız yok…”

Ama kocaman bir yüreğimiz var…

Reklamlar

Ağustos 14, 2007 - Posted by | Diğer, Güncel, Gündem, Gençlik, Genel, Haberler, Son Dakika, Türkçe, Turkiye

1 Yorum »

  1. yeni kuşak nereye gidiyor sorgulamaya gerek yok
    gorunen dağ kılavuz istemez der eski büyükler
    ne olursa olsun hangi din olursa olsun hak dinlerinden birine inanmak bence şart ama yeni kuşakta kalbinde inanç nedir in ( n ) si yokii ne mutlular ne huzurlu yaşamaktan haz almak hayatın lezzetlerini tatmak gibi bir tahamülleri dahi yokk
    herseyı ama herşeyi fesfood yaşayıp tüketen bır topluma doğru gidiyoruz sonumuz hayrolsun ne diym allah ıslah etmesın ağır olur gunahsızlaraada bence hidayet versin .saygılar

    Yorum tarafından webtasarım | Eylül 8, 2010 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: