VaTaN

► "Mahzenden Göklere" ◄

Yusuf Kaplan ve İsmail Kılıçarslan’ı saygıyla anmalıyız


Size uzun bir hikaye anlatacağım. Bu benim hikayem. Bu sizin hikayeniz. Ve bu, sizin eseriniz. Anlayan istediğini anlasın. İlgisizmiş gibi gözüken konular bir fotoğrafı netleme çabasıdır. Anlatım kusurlarımız şimdiden affedilsin…

***

Ders: Etüt
Konu: TV5

***

Posası itina ile çıkarılmış Milli Görüşçü bir gazeteciyim ben.

Benim gibi çok adamla karşılaşırsınız bu mecrada…

Çoğunun midesi bulanmıştır, kimisi gönül bile koymamıştır… İçine attığı herşeyle “gitmiştir.” (Hepimiz çokça vefalıyızdır aynı zamanda… Bunu “saflık”la anlatmaya çalışanlar olsa da bu iyi bir özellik. Ama tabi herkeste vefa yok. Ben vefalıyımdır. Şu an mağdurların ve mevzuyu anlamak isteyenlern sözcüsüyüm, dolayısıyla gerçeklere vefa duymayı tercih ediyorum…)

Çoğu delirtilmiş ve savrulup atılmıştır.

Ama, işte, yanlış adamız biz.

Asabi ve maalesef gazeteci…

Adım İslam Arslan’dır. 14 yaşımda, bir kaybedenden başka bir şey olamayan tiyatro hocamın bir yerel gazeteye savurup atmasıyla girdim bu mesleğe… Yaklaşık 5 yıldır sarı basın kartı taşıyorum.

Ayrıca işi gücü bırakıp ne gereği varsa okulunu da okudum. İletişim mezunuyum. 6 yıl sürse de bir diploma sahibi oldum. 2 yıl uzun sürmesi İstanbul’da, sektörde, SHOW-TV’de, ulusal pek çok internet sitesinde çalışmamdandır.. Yani fırsat buldukça okula da uğramaya çalıştım. R-TV-S. Konya S.Ü…

NTV’de metin yazarı olarak işe başlayacağım gün, büyüklerimin destek ve önerileriyle Milli Gazete’de işe başladım.

Kendi isteğimle ayrıldım…

Ama bağıra çağıra ayrıldım. Gürültü çıkardım.

Neyse… Daha sonra … O kesmedi, TV5’te çalıştım. Onlarca gazetecinin dramını yakinen yaşadım, gördüm, duydum…

Ondan, bundan, şundan ve öbüründen dolayı; dün, bugün, önceki gün, 3 yıl önce, 5 ay önce, 6 ay on gün önce ve bilmem kaç zaman önce ve sonra delirtilmiş bir adamım, delirtilmiş adamların arkadaşıyım. Hatta geçen gün birlikte iftar yapan ve kendilerine “TV5zedeler” diyen adamların, kızların arkadaşıyım.

Kandırılmış ve beklemekten ve hayal kurmaktan delirmiş ve gerçekçi tek laf duyamamış ve hayalperestlerden bıktığı için bir ara hayal kurmaya bile veda etmiş ve gidememiş ve gelememiş ve kalamamış ve can sıkıntısından patlamış ve heyecanlanamamış ve uçamamış ve koşamamış cascavlak ortada bir adamım …

Ve şimdilerde aklımdan pek çok soru geçiyor …

Satış’ın “açıklamasını” çok merak ediyorum.

Çok üzüldüğümden mi?

Açık söylüyorum, hayır.

Bence iyi oldu. Tamamını satsınlar, bence yarım bir iş oldu bu. Hiç hoşuma gitmedi…

Aziz ve muhterem ve medya ve patron ve büyük bir iştah demek olan Aydın Doğan’ın çok az karasal yayın hakkı olan televizyonu vardı, bu bizleri çok derinden sarsıyordu, üzüntümüze veda ettik, iyi oldu.

Ve şu an Milli Görüş’ün medya argümanı olarak satılması mümkün olabilecek her neyi varsa satılmasını ve yaşanan bu saçma sapan süreçlerin unutulmasını istiyorum.

Açıklamayı, kitleye ne deneceğini, ibretlik olması bakımından merakla bekliyorum.

Uzatmayalım.

Birkaç yıl önce ölmüş olan bir televizyon kanalı TV5.

Ve ben de onun posası çıkarılmış bir eski çalışanı.

Ama bunu ve birçok şeyi anlayamayan bir yönetim kadrosu mevcut. Hala mevcut olabilmelerine, orada durabilmelerine şaşmaya devam edeceğim.

Bize televizyon lazım değil. İstemiyorum. İlgili yazım da (‘Medyanın Önemi’ hikayedir güzelim) burada…

İlgili televizyonun en üst düzey 5 yöneticisinin yüzüne 5-6 gazeteci dostumun da önünde söylediğim ‘Sizler kötü bir imaja sahip kanalın kötü yöneticilerisiniz’ sözüm hala geçerlidir. Zira orada (Florya, 2008) kendilerini El-Cezire yöneticileri zanneden yöneticilerin karşısında 23:30’a kadar ancak sabredebilmiştim.

Bakınız…

“Konuşma, yazma!” diyen dostlar kusura bakmasın, bütün bu saçmalıkların ve sorumlularının utanmasını sağlamak lazım.

Bakınız bu siteye.

www.Haber5.com . Creation Date: 11-oct-2003…

TV5 televizyonu ne zaman kurulmuş. 2004 mart yada nisanı…

Bendeniz, bizzat, şahsen, kendim, MGV’li, İHL’li, AGD’li her gencin yapacağı gibi domaini aldım ve televizyondaki en yetkili adamlara (çok arzu ederlerse adlarını da yazarım) telefon ettim, verdikleri adrese mail attım, kanala bizzat gittim. Ama kapı duvar. Muhatap alınmadık.

Sonrasında bu bizi kesmedi, bakın ne yaptık.

Domain ve şifreleri Bilgi İşlem Müdürü Hüseyin Yiğit Bey’e bıraktık.

Meraklılar için söyleyeyim. Para falan mı, asla adını anmadık. “Yüreğimizde kurulan”, hatta bir yönüyle “Kanal7 travmasını unutturmasını istediğimiz kurumumuza” çok doğal olarak ücretsiz verdik ve rahatladık…Böyle iyi niyetli, öyle saf ve güzeldik…

Çünkü bizim büyüklerimiz herşeyi mükemmel yapardı. Sıkıntı olmazdı. Biz Kanal7 olayında gerçekte ne olup bittiğine değil, kimin ne tür yanlışlar yaptığına değil, bize anlatılana bakardık.
Neyse …

Ama tam 1 yıl sonra Hüseyin Bey “Al bu senin domainin, sen de gazetecisin, burada bunu duyacak, değerini bilecek adam yok” diyerek bize geri verdi. Sevgili Arslan Ateş Bey ve pek çok dostumuz da bütün bunların bilgisine sahip.

Es…
Ve sonuç olarak bu site 28 Şubat 2007’de tarafımdan açılmıştır ve yüreğiyle habercilik yapma derdindedir… Şu an Dr. Yusuf Eren ve bendenizindir. Ve bildiği gibi yoluna devam ediyor.

Evet Milli Görüşçü adamlarız, son derece gerçekçiyiz ve kimseye hesap vermeyiz.

Kimileri hoşlanmayabilir, biz Erbakan’ı çok seviyoruz.

Başından beri, 3 yıldır, sloganımız Gerçek ve Özgürlükçü’dür. Ergenekon karşıtıyız, Ahmet Altan’ı Taraf Gazetesi’ni seviyoruz. Yeni Şafak’ı da Star’ı da ve muadili pek çok gazeteyi de sloganımızdaki “Özgürlükçü” kelimesinden anladığımız pek çok şeyden dolayı seviyoruz. Hükümeti eleştirmiyor muyuz peki? Gerektiğinde yerin dibine sokuyoruz, gerektiğinde alkışlıyoruz. Kafamıza göre takılmıyoruz; insaflı ve dürüst davranıyoruz.

Başbakan R.T. E’yi bazen babacan, bazen itici, bazen işgüzar, bazen dertli, bazen başarılı ve bazen de beceriksiz buluyoruz.

Bizler herkese ve her şeye karşı muhalefetimizi ağzımızdan tükürükler saçarak yapmayız. “Doğruya doğru, eğriye eğri” diyoruz…

Sakin ve seriniz…

Yani… Ezcümle…

“Bildiğiniz”, “alıştırıldığınız” tipolojiye uymuyoruz.. Bazen sitemizin müdavimler haberlerimizi okuyunca çıldırabiliyor.

Kısaca, özeleştiri denen şeyi çok iyi biliyoruz. Onun için ki bildiğiniz gibi değiliz.

Es’ten devam

Ama bizim öyle medya öngörüsü büyüklerimiz , yöneticilerimiz vardır ki ayaklarına kadar gelen bu siteyi almamışlardır. İnternet denen şeyin bilgisine sahip olmayan yöneticiler ekibi… Gerisini anlayın…

Konuyu, yani internet haberciliği denen şeyi bilseler, site anında devreye sokulabilirdi…

Zira Kanal7-Haber7.com ilgisinden dolayı böyle bir özdeşleştirme vardı. Bu tamamen de bizim iyi niyetimizdi. Yani biz TV5’in ismini kullanıyor değildik, zaten bu domain kanal ortada yokken elimizdeydi, kanal kurulunca doğal olarak kanalın adını kullanmış olduğumuz düşünülebileceğinden bunu TV5’e vermek istedik. Maalesef bir kulak bulamadık ve yukarıda bahsettiğim şeyler oldu.

Herneyse…

Bu http://www.Haber5.com mevzuu daha çok bizi ilgilendiren ama yaklaşımları anlatması bakımından önemli olan bir örnektir.

Yani bizdeki yönetici profili “yaptığı işe hakim olmaktan çok”, “statüsüne hakim mi, değil mi?” diye değerlendirildiğinden olaylar böyle gelişiyor.

Yani TV’nin en tepe noktalarına bu meslekle ilgisi alakası olmayan adamların varlığını açıklamayı başka bir şekilde yapamıyorum.

***

Ya işte böyle “fazla entel” Yusuf Kaplan abi … Sen bize ve TV5’e birkaç beden kadar büyüktün. “Medeniyet platformu” olma yolundaki çabaların da bizlere ninni gibi geliyordu zaten. İşte bu yüzden burada değil, oradasın.

Ve sen. O yazıyı (Siz Yusuf Kaplan’ı Çooook Ararsınız) yazdığında ne kıl olmuştum sana İsmail Kılıçarslan… Cemaat.com’daki o yazında ne doğru söylemişsin meğer.

“E kardeşim bu yazının başlığında bizim ne işimiz var?” diye sormayın lütfen.

Ne zaman TV5 denilse Yusuf Kaplan, Yusuf Kaplan denilse senin yazın aklıma gelir.

***

Ve…

Ve…

Ve…

En önemli nokta…

Sonuçta Hakan Albayrak Kitabı’ndan uçarak Erbakan yapımı tanklarla savaşlara girmiş adamlarız.

Pasifikte kongreler yapmak isteyen adamlardanız.

“Erbakan” adını öyle basit harcayamayız. Harcayanlara da kızarız.

TV5 satılmış, alınmış, kapanmış, açılmış…

Hiç önemi yok.

Bizler bu yüreğe, pek çok makul sebepten dolayı, “kim ne derse desin”i dillendirmeden, pek çok kişi anlayamasa da; Erbakan’ı, Hakan Albayrak’ı, Ahmet Hakan’ı, Ali Murat Güven’i, Mehmet Şevket Eygi’yi, Ahmet Kaya’yı, Rockçı Teoman’ı, Abdülhamid’i, Selahaddin’i, Dino Merlin’i, Elvis’i, Bülent Yıldırım’ı, Bünyamin Yılmaz’ı, Ahmet Can’ı, Bülent Parlak’ı, Serkan Kalemciler’i, Şamil’i, Meşal’i, Aliya’yı, Şeyh Yasin’i, Hanzala’yı, İbrahim Paşalı’yı, Muharrem Coşkun’u, Nuri Pakdil’i ve daha yüzlerce adamı sığdırabilenlerdeniz.

“Ama sadece bir soru sorabilir miyiz?” diyorum, “Peki Hocam lütfen bir şey söyle. Niye böyle?” demeli miyiz, diye soruyor ve sadece susuyorum.

Ve susarken bütün bu olaylara müdahil olmayan, tahminimce mevzuyu iyi “gözlemleyen”, “normalleşmemizi” sağlayacak olan adama, Prof. Dr. Numan Abi’ye, ‘Sen bize iyi geldin, paranoyaklaşmamızın çok uzun süreceğini düşünmeye başlamıştık’ diyorum.

Ne istiyorum peki?

Önceden de söylediğim gibi…

Ufukları küçük adamlardan bıkmış durumdayım ve büyük işler için bütün bunlardan kurtulmak istiyorum. Büyük düşünmek ama gerçekçi olmak istiyorum.

Haddimi aştığımı düşünenleri umursamıyorum.

“Hain” ilan edilmem, üzerime bir adet çizik atılması bir şeyleri çözecekse bunu hemen/lütfen/acilen/şimdi birilerinin yapmasını istiyorum.

Hepsi budur.

Eyvallah.

Reklamlar

Eylül 3, 2009 - Posted by | Diğer, Gazete, Genel, Haberler, Köse Yazilari, Türkçe, Yazarlar, Yazilar | , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: