VaTaN

► "Mahzenden Göklere" ◄

İsrail tüm askeri anlaşmaları dondurdu


İsrail, kendilerini geçtiğimiz hafta “Anadolu Kartalı” tatbikatından dışlayan Türkiye ile askeri anlaşmaları durdurma kararı aldı.

Türkiye ile İsrail arasındaki kriz büyüyor. Önce Davos kriziyle başlayan ardından Anadolu Tatbikatı ve Ayrılık dizisiyle daha da gerilen ilişkiler bugün İsrail’in Türkiye ile askeri anlaşmaları durdurma kararı almasıyla kopma noktasına geldi.

Defne Bayrak / TIMETURK

İbrani gazeteler Tel Aviv’in Türkiye ile siyasi krizin derinleşmesi üzerine tüm askeri silah anlaşmalarını durdurma kararı aldığını ortaya koydu.

GLOBES: İSRAİL, TÜRKİYE İLE TÜM ASKERİ İHRACATI DONDURDU

İbrani ekonomi gazetesi Globes yayımladığı raporda şöyle dedi; ”İsrail, Türk Ordusu, geçtiğimiz seneler boyunca İsrail Emniyet Kurumu’nun en iyi müşterilerinden biri olmasına karşın önümüzdeki dönemde Türkiye’ye yapmayı kararlaştırdığı tüm askeri ihracatı dondurma kararı aldı.”

DEFENCE NEWS: TÜRKİYE ARTIK İSRAİL İÇİN SIRADAN BİR ÜLKE

Amerika’da yayımlanan askeri savunma dergisi Defence News de İsrail’li güvenlik kaynaklarının şu sözlerini aktardı; ”Orada Türkiye ile ihtiyacı olan tüm askeri teçhizatı da kapsamak üzere bütün anlaşmaların ertelenmesi kararı söz konusudur. Ayrıca Türkiye’nin artık İsrail askeri kurumundaki konumu da değişmiştir. Artık özel önceliği olan bir ülke olarak görülmek yerine sıradan bir ülke olacaktır. Bu nedenle de İsrail liderliği tarafından açık bir karar alınmadıkça kendisine askeri ihtiyaçlarının veya askeri teçhizatın satışının yapılması mümkün değildir.”

Aynı şekilde Türkiye’nin askeri teçhizata erişim adına tüm talepleri gelecekte İsrail tarafından önce incelemeye alınacak. İş sadece İsrail askeri kurumu ile Türk Ordusu arasındaki anlaşmalarla sınırlı kalmayacak. Aksine Türkiye’nin tüm talepleri İsrail’de siyasi seviyede ele alınacak, bu talepler İsrail silahlarının yurtdışına ihracatı ile ilgili bakanların hepsine sunulacak.

Aynı kaynaklara göre İsrail liderliği Tel Aviv’deki savaş bakanlığı yetkililerine, İsrail şirketlerinden uzman tekniklere ulaşma yönünde Türk şirketlerinden gelen isteklere cevap vermemeleri için nota verdi.

Reklamlar

Ekim 21, 2009 - Posted by | Arşiv, Dünya, Güncel, Genel, Haber, Haberler, israel, Son Dakika, Turkiye, İsrail | , ,

3 Yorum »

  1. Atatürk İsrail’e nasıl bakıyordu?
    Siyasal şuur altı Fundamentalist Yahudilik anlayişindan beslenen İsrail ORDUsu ve işbirlikçileri Lübnan ve Filistin”de KATLİAMLARına devam ederken MAALESEF Türkiye “İçimizdeki İsrail” marifetiyle kış UYKUsuna erkenden TESLİM olmuş gözükmektedir. Öyle ki, milletimizin haykırışının AKSİNE iktidarın basiretsizlik ve korkudan dolayı kılı bile kıpırdamıyor. Devletimizin Siyasal Yönelişine ve çizgisine yön veren Güç Odakları, Evangelist ABD ve Siyonist İsrail”in belirlediği ve sınırlarını Yine kendilerinin Tayin ettiği “Real Politik” koşullar SAFSATASI ile vakit geçirmektedirler. Israil muharref Tevrat-Tora”ya göre Tanrıyla uğraşan, güreşen, işte ayrı oturan, milletler arasında sayılmayan, Tüm insanların Kendileri için Köle olarak yaratıldığı, Tanrı Yehova”nın seçkin kavmi, Onun öz çocukları konumunda olan bir millet. Bundan dolayı Yahudi inancına göre; “ORDULARın RABBİ olan YEHOVA” İsrail halkının koyunları ve dahi ARZ-I MEV”UD (vaat edilmiş topraklar) için Gentile (kafir) sinifinda sayilan, Yahudi irkindan ve inancindan olmayan TüM Milletleri KUNDAKtaki BEBEge, çocuklara, kadinlara tavuklara, evcil hayvanlara hatta NEFES alan HER CANLIYA kadar KATLETME, KANINI içme yetkisi vermiştir. Öyle ki, bu baglamda muharref Tevrat-Tora”nın Tensiye, Yeşu, Amos ve Hezekiel bölümlerinde KANI ve KATLİAMI KUTSAYAN çok sayıda Sözde AYETLER vardır. Evet İsrail böylesi bir dinsel inanca sahip. Humanist ve reformist kesimler hariç, en azından İsrail devlet aygıtını elinde tutan Ferisi kökenli HHAMLAR ve AZGIN SiYoNistler böyle düşünüyor. Bu zevata göre bir Yahudi Asker için bir buçuk milyar Müslüman bile öldürülebilir. Zira bir Yahudi”nin kanı HER Türlü MUKADDESATIN ve İNSAN HAKLARInın üzerindedir. Bu yargımızı doğrulamak için Tevrat-Tora ve Talmud”a şöyle bir göz atmak bile yeter. Ancak iş burada bitmiyor. İçİMİZDE köşe başini tutmuş Yahudi HiZMETKARI çok Güçlü HAİNLER var. BUNLAR BiZi ZAYIF düşürmektedir. Yoksa Israil bu kadar pervasiz olabilir mi? Yukarida tablosunu çizdigimiz dinsel zemin üzerine oturan Israil siyasal akli ve muhayyilesinin İçimizdeki Temsilcileri, KRİPTO Yahudiler, SABATAYistler ve bunlarin KULU ve Kölesi durumunda olan bir takim Köşe YAZARLARI, Sözde Sanatçi Müsveddeleri, bir kisim Siyasetçiler, devletimizin EN Kritik Makamlarina yerleşmiş bazi Bürokratlar İsrail”in kendisinden DAHA Tehlikeli bir İşlev görmektedir. Zira Türk milletinin ve devletinin yönetim kadrolarina SIZAN bu içimizdeki Müslüman ismi KULLANAN “İsraiL-Li-Liler” bugün bile Laiklik, çagdaşlik, Atatürkçülük, özgürlük ve demokrasi MASKEsi altinda Gençligimizi ve Devletimizi kendi Geleneginden KOPARARAK Parçalamak istemekte ve bunun için TV-Gazete-MEDYAdaki temsilcileri Filistin ve Lübnan, Israil BOMBALARI altinda YANARKEN Televizyonlarda En Rezil Programlari Ekranlara koymaktadirlar. Maalesef her yere SIZMIS bulunuyorlar. Şüphesiz bu sizma harekatinda Roma Imparatorlugu dönemimde de bir Yahudi yerleşim merkezi olan Selanik ve hakeza Sabatay Sevi”nin doğum yeri olan İzmir, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti”ne sızmanın EN önemli üSSü olmuşlardır. Fatih Sultan Mehmet”in doktoru Yakup Paşa”dan, Yasef Nasi ailesinden, Sabatay Sevi”den, DP – Adnan Menderes”in MİT müsteşarı Behçet Türkmen”e, hatta Başbakanlik müsteşari MASON Üstad”ı Azam”ı Ahmet Salih Korur”a kadar ismini sayamayacağımız birçok Dönme ve MASON devletimizin en üst kurumlarında içimizdeki İsrail”in şaşmaz Temsilciligini yapmişlardir ve TORUNLARI vasitasi ile de HALEN yapmaya devam etmektedirler. Bu içimizdeki KRİPTO İsraiL-Li-Ler, onlarin tavsiyelerini ve yaptiklarini hakikatin ve ilericiligin kendisi sanan YERLİ İşbirLikçiLer Sanatimizi, Mimarimizi, Edebiyatimizi, Müzigimizi, Ekonomimizi, Siyasal Aklimizi öyle bir TAHRİP ettiLer ki, Midemizden, Makamimizdan, Malimizdan ve Köşeyi Dönmeyi düşünmekten başka HiçBir şeyi düşüNEMEZ olduk. Cemil Meriç”in ifadesi ile idraklerimiz HADIM edildi. Sadece Madden Değil Düşünsel, Zihinsel ve Siyasal anlamda da KöLELEştriLDiK. Bundan dolayıdır ki, Türkiye”de hangi İKTİDAR İş Başina Gelse İsrail ve Amerikan ekseninden dişari çikaMAmakta, MEHMETçikLeri VURAN PKK”yı Takip etmek için Bile ABD”li ve İsraiL-Li AğaBeyLerinden en azından Telefonla iZiN almak MECBURiyetinde kalmaktadırlar. Sanki İsrail, Lübnan ve TAPUSUnun Elimizde olmakla övündüğümüz Filistin”de KATLİAM yaparken Kendilerine Soruyormuş GiBi. Atatürk Israil için ne düşünüyordu? Şimdi her konuda Atatürk adina konuştugunu ve hareket ettigini söyleyen her kesim Atatürk”ün 27 Temmuz 1937 tarihinde Hakimiyeti Milliye gazetesine verdiği demeci İBRETLE okumalıdırlar. Ortadoğu”da Bütün bir Bölgede ÇIBAN Başı olacak bir Yahudi Devleti”nin kurulma aşamasinda oldugunu sezinledikten sonra “Filistin”e el sürülemez. Türkler bölgedeki yabancı işgali kabul edemez. Hz. Muhammed”in (sav) ve KUTSAL değerlerin Hürmetine İSLAM”ın MUKADDES Topraklarının Yahudilerin ve Hıristiyanların Nüfuzuna girmesine ENGEL OLACAGIZ. Ordumuzun buna GüCü YETER. Birinci Dünya Savaşı”ndan sonra Arap kardeşlerimizden uzak kaldik ancak onlarin aralarindaki karişikliklari kimse bizden iyi bilemez.” demiştir Atatürk. Evet, MASON LocaLarini KAPATAN Gazi Mustafa Kemal Atatürk”ün kurulacak muhtemel İsrail devleti hakkındaki düşündükleri. YANI gerekirse MUKADDES Topraklar için Savaşmayı ön görmektedir. Fakat Ne Yazık ki, İsrail devleti kuruldu ve bölge tam 58 yıldır KAN, barut, Gözyaşı ve KATLİAM altında. Hemen belirtelim ki, Gazi Mustafa Kemal”in bu kararlı tutumunu benimseMEyen ve halen ABD ve İsrail ekseninden bir türlü çıkaMAyan Türkiye; eğer böyle giderse yakın bir gelecekte Siyonist İsrail ordusunu ve Evangelist Sömürgecileri Fiilen güney sınırlarında bulacaktır. Zaten şimdiden Güney SINIRIMIZDA KUKLA Kürdo/JUDEA(yahudi) devleti kurulmadı mı? İLLa İsrail ve ABD Füzelerinin şehirlerimizde PATLAMASINI mı BEKLEYECEğiz. =========================
    Sahi nedir şu Sabatayizm meselesi
    Özbekler Tekkesi ve Ahmet Ertegün’ün vefatı dolayısı ile Sabataycılar yine gündeme geldi, okuyucularım da dinler tarihçisi olarak bu konuda niye yazmadığımı soruyorlar Aslında yazdım ama demek ki, bir daha yazmak lazım. Sonra Yalçın Küçük beyefendinin yazdıklarının doğru olup olmadığını soruyorlar. Şimdi hiçbir spekülasyona mahal bırakmadan Mesihlik, Sabatay Sevi ve Sabatayizm’i genel olarak bir anlatalım ve ondan sonra Yalçın Küçük’le ilgili soruya da cevap verelim. Bilindiği gibi Mesih kelimesi İbranice Maşiah (İbranice kutsal yağla yağlanmış takdis edilmiş manasına gelir) kelimesinin Arapça kullanımıdır. Batı dillerine bu kelime Yunanca Hristos sözcüğünden geçmiş ve bugün Anglo-Sakson dillerinde İsa-Mesih’in karşılığı olarak Christos, Christ olarak kullanılmaktadır. İşte Hıristiyan kelimesi de Mesih’e bağlı anlamda bu etimolojiden doğmuştur. Kitab-ı Mukaddes (BİBLE) uzmanlarının ortak kanatine göre Yahudiliğin tarihsel serüveninde Babil sürgününe kadar henüz Mesihlik anlayışı doğmamıştır. Özellikle Batılı araştırmacılara göre Yahudilerin kendilerini kurtarıp “göksel-şeriat” devletini kurarak yeniden Kral Süleyman dönemindeki ihtişamlı günlerini getirecek ARZ-I MEV’UD, BüYüK İsrail Projesi’ni gerçekleştirecek Mesih beklentisi yoktu. Nabukadnezar M.Ö. 587’de Süleyman Mabedi’ni yıkıp 50 bin Yahudi’yi Babil’e köle olarak götürünce Yahudiler burada Zerdüştlük’teki son kurtarıcı simgesi olan Saoşyant inancından etkilenerek Mesih inancını geliştirdiler. Öyle ki, bütün sürgün ve işgal dönemlerinde kendilerini kurtaracak Mesih beklentilerini daima diri tuttular. Özellikle Kral Sargon, Antiakos Romalı komutan Pompeus, İmparator Titus dönemlerindeki korkunç katliamlarda Mesih beklentisi had safhaya çıktı. İşte bu esaret dönemlerinde Hz. İsa dahil, Bar Kocbha, Sabatay Sevi, David Alroy, Yakup Burdean’a kadar Yahudileri kurtarıp onları dünyanın hakimi yapacağını söyleyen onlarca Mesih çıktı. İşte bunlardan birisi de konumuzu teşkil eden İzmir Yahudisi ‘Ani adolekehem’ (‘Ben sizin rabbinizim’) diyen Sabatay Sevi’dir. Yine hemen söyleyelim ki, bugün İsrail’e hakim olan Rabbinik-Ortodoks Yahudiler için henüz Mesih gelmemiştir. Onlara göre günümüze kadar Hz. İsa, ve Sabatay dahil ortaya Mesih diye çıkanların hepsi yalancıdır, zındıktır. Zaten Sabataycılar, Hıristiyanlar ve Yahudilerin aralarındaki temel problemleri de bu noktadan kaynaklanmaktadır. Gelelim Sabatay Sevi’ye… 1626 yılında İzmirli bir Yahudi olarak dünyaya gelen Sabatay, 1648 yılına gelindiğinde Kabbala’yı çok iyi bilen bir haham olmuştu. Kabbalist Yahudi tasavvufundan çok etkilenen Sevi gördüğü rüyaları ve sözde kerametleri ile derhal Yahudi çevresini etkilemiş; ünü Mısır, Filistin ve Avrupalı Yahudilere kadar yayılmıştı. Onu ilk Siyonist olarak düşünebiliriz. Çünkü diasporada dağınık halde yaşayan Yahudi milletine “’Kutsal Yurt’”larına, (ARZ-I MEVUD) Kudüs’e göç etmelerini telkin ediyordu. Henüz yahudilerin beklediği kurtarıcı Kral-Mesih olduğunu ilan etmemişti. Nihayet Kudüs’e gitti. Fakat ortodoks yahudilerden fazla yüz bulamadı. Nihayet orada Gazzeli Yahudi teolog Nathan’la tanıştı; ondan Yahudi Şeriati ile ilgili dersler aldı. Zira Sevi’nin Yahudi dini ve şeriati hakkindaki bilgisi çok iyi degildi. Sonun da Nathan’ın telkinleri ve direktifleri ile Mesih olduğunu ilan etti (1665-1666). Yahudi diasporasını bir heyecan kapladı. Kefaret oruçlarının tutulduğu Yahudiler arasında Kudüs’e göç hazırlıkları başlamıştı. Hatta 1665’te Almanya Hamburg Yahudileri Sinagogu’nda Mesih Sabatay Sevi’ye Yahudilerin Kralı olarak dua edildi. Sabatay, Yahudilerin bazı temel şeriat yasaklarını da mübah saydığından Ortodoks haham ve halkın tepkisini çekmiş, Bab-ı Ali’ye şikayetler had safhaya ulaşmıştı. Nihayet Osmanlı makamlarınca tutuklanarak Gelibolu Kalesi’ne hapsedildi. İşin ilginç tarafı 1666 Eylülüne kadar hapishanede prensler gibi yaşadı ve faaliyetlerine devam etti. Yahudilerin 9 Ab’daki, Kudüs tapınağının yıkılışı anısı olan oruç günlerini Sabatay, Gelibolu kalesinden yayınladığı fermanla resmen Mesih’in doğum günü ve bir sevinç bayramı şekline dönüştürdü. (*YAKUBİLER, *KAPANCILAR ve *KARAKASLAR) Artık Osmanlı İmparatorluğu’nun içindeki Yahudilerin çoşkunlukları sınır tanımıyordu ve onları uyarmak isteyen ‘kafir’lerin uğraşmaları boşa çıkıyordu. Tam bu sırada Padişah Avcı Mehmed’in fermanı ile sorgulanmak üzere Edirne’ye getirildi. Fındıklı Silahdar Mehmed Ağa’nın anlattığına göre, 16 Nisan 1667 yılına Has Oda Köşkü’nde padişahın da mahfilden izlediği bir meclis kurularak Kaymakam Paşa, Şeyhülislam ve Vani Efendi, Sabatay’ı sorguladılar. Eğer Mesih’se mucize göstermesini ya da Müslüman olmasını teklif ettiler. Mucize gösteremeyerek Mesihliğini inkar etmek zorunda kalan Sevi Müslüman olmayı kabul ederek şehadet getirdi. Mehmet Efendi ismini alarak, maaş bağlanıp üzerine kürk giydirilmek suretiyle İçoğlan Hamamı’nda görev verildi. Tabii Sabatay’ın Müslüman oluşu, Yahudiler arasında şok etkisi yaptı. Sabatay taraftarlarını teskin etmekte gecikmedi; tanrısal irade ile hareketin Müslüman kimliği ile devam etmesi vahyedilmişti. Ancak Sabatay ani bir şekilde strateji değiştirerek, herkesin Müslüman isimleri almasını salık vermesi ve bir de asıl Yahudi ismini muhafaza etmek kaydı ile Mesihlik hareketini gizli olarak sürdürme kararı alması bir dönüm noktası oldu. İşte bu tarihten sonra aslında Yahudi inançlarına bağlı, fakat anlaşılMAmak için Müslüman Gözüken, HATTA bazen HACCA DaHi Giden, bazen önemli Müslüman Cenazelerinde TekBir getiren Sabataycı Dönmelerin tarihsel serüveni başladı.(HATIRLAYIN şehit edilen Rahmetli Muhsin YAZICIOGLU’nun cenazesinde Hangi Sabataycı Dönme VARDI?) Tabii Sabatay’ın bu hareketini öğrenen Osmanlı onu sonunda Arnavutluk’un Ülgün (Dolcigno) bölgesine sürdü. Burada yine gizli olarak Mesihlik faaliyetlerini sürdüren Sabatay 1676 yılında öldü. Ancak O, Sabataycılara göre gerçekten ölmemiştir; göğe çekilmiştir. Bir gün tekrara dönerek KUDüS’te ‘Tanrının Krallığı’nı kurup, tüm Yahudileri dünyaya hakim kılacaktır. Sabatay’ın ölümünden sonra cemaat, teolojik ve şeriat tartışmaları ve liderlik noktasında ayrılığa düşerek, kısaca Yakubiler, Karakaşlar ve Kapancılar olarak üç ana bölüme ayrıldılar. Günümüzde her üç fraksiyonun İzmir’de, İstanbul Feriköy ve Üsküdar Bülbül Deresi’nde mezarlıkları vardır ve ölülerini halen oraya defnetmektedirler. Esasen MUM söndü adetleri Sabataycılar da YAYGINdır. Çocuklarına ergenlik, gençlik dönemine kadar Sabataycı-Dönme olduğunu açıklamazlar. Kendi bayramlarını ve dini ritüellerini çok büyük bir GizLi-Lik içinde yaparlar. Ne yazık ki, Sabatay’la ilgili Osmanlı Mühimme KAYITLARI 1948 yılında İsrail’e kaçırılmıştır. Kısaca anlattığımız bu tarihçeden sonra ESAS SORU şu Sabataycıların Türk siyasi, kültürel ve ekonomik hayatı üzerinde etkisi olmuşmudur? El CEVAP: Olmuştur. Halen de olmaya DEVAM etmektedir. İttihat ve Terakki’nin kurucularından Dr. Nazım, İshak Sukuti, ünlü Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, Maliye Nazırı Cevdet Bey, Adnan Mendres’in MİT müsteşarı eski Dış İşleri Bakanı İlter Türkmen’in babası Behçet Türkmen, İPEKçi ailesinden ihtilal Başbakanı Naim Talu’ya kadar birçok siyasinin Ahmet Emin Yalman, Abdi İPEKçi gibi Gazetecilerin, İsmail Cem İpekçi gibi Siyasetçilerin, Cemil İpekçi gibi Modacıların ve özellikle Sinema TV-Gazete MEDYA, iç ve dış Politika ve Finans-Banka-Para düzlemindeki Köşe Başlarında Sabataycı-Dönmelerin olması Tesadüfi Değildir. Ayrıca bu SIR cemaatinin Müslüman iSiMLi sözcülerinin İslam Karşıtlığı ve özellikle bolşevik düzlemde anlamını bulan, sadece kamusal alandan değil, Tanrı’yı yeryüzünden kovmayı amaçlayan Laiklik anlayışlarını savunmaları da çok Manidar gözükmektedir. Sabataycılar halen modern Türkiye’de önemli Güç Odaklarından Birisidir, AmA HER şey DeğiL-LeRdir. Sabataycıları olduğundan güçlü göstererek, millete hizmet etmiş HER vatan EVLADInı Sabataycı-Dönme iLAN etmek Kelimenin TAM ANLAMI iLe HEM Bir ManiPüLaSyon, HEM de “Bir PROVOKASYON”dur!!!. Ayrıca şahsen ben kendi özgür iradesi ile her insan gibi Sabatayistlerin de Müslüman olabileceğine inananlardanım. Zira ALLAH’ın Kimi Hidayete Erdireceği Kimsenin TEKELiNDE DeğiLdir. Yalçın Küçük beyefendiye gelince Her şeyden önce okuyucu TECESsüs Sahibi OLMALIDdır. Sayın Küçük’ün yazdıklarının hepsine ilke olarak Yanlış diyeMEyeceğimiz GiBi Doğru da DiyeMEyiz. HER iKiSi de MüMKüNdür. Zaten o da yanılabileceğini mutlak hakikati ifade etmediğini söylüyor. Ancak mesele burada bitmiyor. Zira Sayın Küçük Sabataycıları o kadar ABARTIYOR ki, neredeyse onlardan habersiz Haşa yaprak bile kıpırdayamaz. Bu anlayışın bence çok büyük mahsurları var. Her şeyden önce ALLAH’a imana AYKIRIdır. Öyle ki, bu anlayış bir çok yönü ile Sabatayistlere HiZMeT ETMEKTEdir.. Nasıl Mı? 1-Birincisi: Ey Müslümanlar- Türkler; sizden hiçbir şey olmaz. Sizin Müslüman Türk sandığınız büyük devlet adamları, sanatçılar, edebiyatçılar, askerler, bilim adamları, mutasavvuflar aslında dönmedir-Sabatayisttir. Siz ancak çiftçilik, amelelik yapabilirsiniz. Askerde ise sadece er olabilirsiniz Zira Müslüman Türk eksiktir, kabiliyetsizdir. Doğuştan köle ruhludur. Yani amaç toplumun kahir çoğunluğuna sürü psikolojisi aşılayarak tarihsel HAFIZAMIZI SABOTE etmek. 2-İkincisi: Tüm dikkatleri Sabataycılara çekerek diğer içimizdeki Bölücüleri, Vatan, Millet ve Din Düşmanlarını KAMUFLE etmek. Tüm kötülüklerin nedeni olarak sabataycıları gösterip memleketin gerçek gündemini, değiştirmek. israil ABD ve AB YANLISI Yerli MANDACILARI, Azgın ve Agresif Laisistleri AKLAMAK. 3-Üçüncüsü: Sabataycıları olduğundan güçlü, devasa gösterek onlarla asla mücadele edemeyeceğimizi, onlarla uğraşan herkesin mutlak hüsrana uğrayacağı mesajını vererek, Topluma Korku Salmak, onların devlet ve kamu alanına kök salmalarını daha da sağlamlaştırmak. 4-Dördüncüsü: Yalçın Küçük’ün ifadesi ile Sabatayistler-Dönmeler yazılı ve görsel medyada, orduda, devlette ve siyasette tüm köşebaşlarını tutmuşlarsa onlardan habersiz haşa kuş uçmuyorsa acaba Yalçın Küçük’ü susturacak gücü niye bulamıyorlar? Bu kadar güce sahip bir sır cemaati, istese Yalçın Küçük’ü susturamaz mı? Yoksa Sabatayistler din, fikir, vicdan hürriyetinden yanadırlar da biz mi bilmiyoruz. =============================================Türkiye, Amerika ve İsrail’le Yeni Bir Dönemeçte
    İsrail cumhurbaşkanı ülkemizden ayrılalı epey bir zaman geçti ve biz operasyonlara nihayet başlayabildik. Ancak mesele bu kadar basit değildi elbette. Şimdi küçük bir tarihsel seyirle Amerika ve İsrail ile girdiğimiz yeni süreç üzerine yine kısa bir analiz yapalım. Herakleitos’un dediği gibi “her şey akar”. Zaman, İsrail’in kuruluş tarihi olan 1948’den sonra su gibi akıp geçti. Hatırlanacağı üzere, Abdülhamit’in kovduğu Siyonistler, Filistin topraklarını hunharca işgal ederek İsrail devletini kurdular. Ve ne hazindir ki, İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke de genç Türkiye Cumhuriyeti olmuştu. Şimdi şu garip tecelliye bakın ki, Müslümanların katledilmesi için emir vermiş olan İsrail Cumhurbaşkanı Peres; Müslüman bir ülkenin meclisinde konuşma yapmış ve vekillerimiz de bu Siyonist lideri bir güzel alkışlamıştı. “Bu Ne İsrail Sevgisi, bu Ne Yahudi sempatisi, bu Ne Musevi dostluğu YA RAB” dedirtecek türden bir Sahneye şahit olmuştuk. Halbuki daha Önce Sayin Başbakanimiz (T.E.) bizzat kendisi Israil’i “devlet terörü estirmekle” suçlamış, Cumhurbaşkanımız da (A.G.) Dışişleri Bakanı iken “Filistin topraklarının tapusu hala elimizde” diye İsrail’e bayağı okkalı bir mesaj göndermişti. Peki, şimdi Ne değişti de İsrail Cumhurbaşkanı ABDESTLi Bakanlarımız ve Vekillerimiz tarafından Meclisimizde Alkışlanıyor? Ben söyleyeyim: Türkiye maalesef Amerika ve İsrail ile uzlaşmadan sınır ötesi harekâtı göze alaMAmıştır ve bu yüzden PKK’nın ESAS Efendileri ve HaMiLeri olan Bu ülkeLerLe uzlaşmak zorunda kalmıştır. Aslında harekât için uzun bekleyişin halka açıklanmayan siyasi ve askeri nedenlerinden birisi de İSRAİL’dir. Zira şu an Israil’in Ortadoğu’daki en önemli müttefiki ve dostu Kuzey Irak yönetimidir. Yani BARZANİ ve TALABANİ iKiLiSidir. Öyle ki, Peşmergeleri MOSSAD ajanlarinin ve asker kökenli sivil Yahudi Subaylarinin Egittigini artik Sagir Sultan Bile duymuştur. Bu gerçege Israil’de Kuzey Irak kökenli Kürtçe Konuşan yaklaşik 150 ila 200 bin Yahudi’yi de katarsak, işin ciddiyeti daha da iyi anlaşilmiş olur. Peki, bu uzlaşmadan çikan muhtemel sonuçlar nedir? 1-Birincisi: Türkiye artik seçilmiş HAMAS yönetimini muhatap almayacaktir. Artik muhatap Filistin’in bir nevi CHP’si olan El Fetih ve kukla Mahmut Abbas yönetimi olacaktır. Çünkü İsrail açık olarak PKK ile HAMAS’ı aralarında hiçbir benzerlik olmadığı halde özdeş olarak kabul etmiştir. Ve bunu Türkiye’ye de kabul ettirmiş gözükmektedir. Hangi sayede; elbette ki Barzani, Talabani ve PKK enstrümani sayesinde… GELEN şehit TABUTLARI sayesinde… 2-İkincisi: Türkiye muhtemel İran operasyonuna itiraz etmeyecektir. Ya üslerini İran’a karşi kullanilmak üzere açacaktir ya da Iran’a uygulanacak muhtemel siyasi ve ekonomik ambargo ve tecrit politikalarına uyacaktır. Zira Müslüman bir parlamentoda Müslüman bir ülkeyi yani İran’ı hedef alan Şimon Peres’in söyledikleri bu yargımızı destekler mahiyettedir. Ayrıca parlamentomuzda İran’ın elinde nükleer silah yapma kapasitesi olduğundan dem vuran Şimon Peres’e cesur ve vatansever milletvekillerimizden “Peki sizin Elinizdeki Nükleer Silahlar NE Oluyor? Onlar tehdit Değil Mi? Menzilleri 2.000 kilometreyi aşan Jeriko I, Jeriko II, Jeriko III nükleer başlıklı Füzeler bölgede Tehlike saçMIyor Mu” diye sormamaları veyahut soramamaları işin vahametini bir nebze daha artırmaktadır. Aslında başka bir analiz yaparsak, vekillerimiz muhtemel bir İran operasyonunda ses çıkarmamaları için psikolojik olarak hazırlanmaktadırlar diyebiliriz. İnşallah böyle bir oyuna gelemezler. 3-Üçüncüsü: Artık Türkiye’de Anti-Emperyalist ve Anti-Siyonist İslami anlayışlara asla hoşgörü ile yaklaşılmayacaktır. BOP planı çerçevesinde ILIMLI İSLAM Yani Avrupa, Amerika ve İSRAİL’in MENFAATLERİne ve EMPERYAL Emellerine Ses çıkarMAyan, onlarla UZlaşma Halinde olan bir İSLAM Anlayış devlet olarak desteklenecektir. Ne de olsa âli çıkarlarımız ve reel-politik koşullar bunu gerektirmektedir(!) 4-Dördüncüsü: Türkiye yüzyıllarca yönettiği Irak’ın işgal edilmesine hem lojistik destek vermeye devam edecektir, hem de Irak işgalinin ve Filistin dramının oluşturduğu Anti Amerikancı ve Anti İsrailci havayı yumuşatmaya çalışacaktır. Yani bütün açık ve acı gerçeklere rağmen Amerika ve İsrail’in dostumuz ve stratejik müttefikimiz olduğu YALANI Devlet Politikası olarak Sürdürülmeye DEVAM edilecektir. Peki, NE zamana kadar? 5-Beşincisi: Türkiye su dâhil bölgemizdeki enerji ve petrol kaynaklarının açılmasında, kullanılmasında, işletilmesinde, taşınmasında Amerika ve İsrail’in onaylamadığı projelere rahat bir şekilde imza ataMAyacaktır. Atarsa, muhtemel sonuçlarına katlanacaktır. Diyeceğim odur ki, Türkiye şu an itibariyle Yeni bir Emperyalist Amerika ve Siyonist İSRAİL KUŞATMASInın içine ALINMIŞtır. Garpzade bazı yorumcuların zannettiğinin AKSİNE, Türkiye Ortadoğu’da kendi inisiyatifi ile Değil, özellikle Amerika ve İsrail’in, PKK, Barzani ve EKONOMİK DAYATMASI NEDENİ ile Tehlikeli bir YOL AYRIMINA itilmiştir. Türkiye’nin AğaBey RoLü YAHUT OSMANLI Rolü oynadığını Söylemek SON DERECE isabetSİZdir. ZiRa biz Askerlerimizi HunHarCa şehit eden PKK’ya karşi muhtemel bir SINIRr ötesi Harekât için Amerika, Israil ve Barzani ile Uzlaşmak ZORUNDA kaliyor ve karşiliginda birçok TAVİZLE beraber HAMAS ve Iran’ı gözden çıkarmaya zorlanıyorsak, HAKEZA Stratejik açıdan Diyarbakır ve Urfa’dan hiçbir farkı olmayan Irak’ın işgaline Ses çıkaraMIyorsak, Bölgesel Güç olarak “Büyük Devlet Rolü” oynadığımızı söylemek SON DERECE komik olur. Şurası Açık bir Gerçektir ki, Türkiye’nin İSRAİL’in YAYILMACI Politikalarına ve Emperyalist Amerika’nın Irak’ı işgaline NET bir şekilde Karşı çıkMAdığı ve Politikalarını Bu Yönde GeliştirMEdiği Sürece, TERöR ve özelde PKK belasından, Etnik ve Dinsel Kimliği TEMEL alan TEDHiş ve TERöR hareketlerinden KURTULMASI mümkün DEğiLdir. Zira kim ne derse desin, bazı vicdanlı batılı yazarlarında belirttiği gibi Bugün Ortadoğu’daki HER Türlü Terörün ESAS HaMiSi Amerika ve İSRAİL’dir. Milli Gazete Dr. Lütfü ÖZŞAHİN

    Yorum tarafından Dr. Lütfü ÖZŞAHİN | Mayıs 2, 2011 | Cevapla

  2. Savunma Bakanı Gönül, İsrail Savunma Bakanı Barak ile 17 Ocak’ta bir araya gelmişti.
    Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, bazı temas ve incelemelerde bulunmak üzere İzmir’e gitti. Buruda Gönül’e İsrail ile ilişkiler konusunda sorular soruldu.Hafta sonu Ankara’yı ziyaret eden İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak ile yaptığı görüşmede, Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’a yönelik “yakışıksız” davranışın gündeme gelip gelmediğinin sorulması üzerine Gönül, “Bizim görüşmelerimiz her iki hükümet arasında her iki devlet, her iki millet arasındaki bütün meseleleri kapsadı” dedi. Gönül, İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon’un “Büyükelçiyi sınır dışı ederiz” şeklindeki sözlerinin hatırlatılması üzerine, “Onlar Dışişleri Bakanlığının konusu. Dışişleri Bakanımız zannediyorum etraflıca görüştü” diye konuştu.

    Hepsi askeri anlaşma

    İsrail ile yeni bir anlaşmanın gündemde olup olmadığının sorusuna Gönül, “İsrail ile şu anda üzerinde çalıştığımız herhangi bir anlaşma yok ama zaten her türlü ilişkimizi düzenleyecek, mesela askeri alanda 16 tane anlaşma var. Bunlardan hiçbirisi yürürlükten kalkmış değil, hepsi yürürlükte” yanıtını verdi.

    Yorum tarafından İsrail'le 16 anlaşmamız hâlâ yürürlükte | Ağustos 19, 2011 | Cevapla

  3. Tapu Kanunu’ndaki İsrail maddesiyle ilgili ses yok

    Yorum tarafından Alperen Polat | Ağustos 27, 2011 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: